Reklam
İsmail SERT

İsmail SERT


"ÖZKÖK GİTTİ" DİYORLAR

12 Kasım 2021 - 13:48

‘Ertuğrul Özkök Hürriyet’ten ayrıldı’ haberini duyduğumda inanmadım. Halen arada bir yerdeyim. Dünyada pek çok kişi ‘Üsame Bin Ladin öldürüldü’ haberine de inanmamıştı. ‘Çıkar gelir bir yerlerden’ demişler ve hep beklemişlerdi.  
Özkök 35 yıldır Hürriyet’te. Üstelik 20 yıl yöneticilik yaptı. 2009’da ‘Amiral Gemisi(!)’nin kaptanlığını kaptırsa da köşesini bırakmadı.  
Haberin başlığını ‘Ertuğrul Özkök Hürriyet’ten kovuldu’ biçiminde kurarsak daha bir anlamlı oluyor.
“Ahmet Hakan Ertuğrul Özkök’ü kapı dışarı etti” dersek, daha açıklayıcı ve ibretlik hale geliyor.

Kimdir Ertuğrul Özkök?
Kişi midir yoksa bir kurum mudur?
Bir zihniyet midir? Neyi temsil eder?

Özetle söyleyelim; “Peşinden yılan gelseydi beli kırılırdı” dedirten biri, eski Türkiye’nin binbir kötülüğünün sembol ismi.  
Ahmet Kaya için “vay şerefsiz!’ diyerek sivrilttiği manşeti, Tayyip Erdoğan için “siyasi hayatı bitti” diye attığı, yetinmeyip ‘muhtar bile seçilemez’le desteklediği başlığı, “hayata dönüş” adıyla, ölümler pahasına cezaevine yapılan operasyonu ‘devlet girdi’ biçiminde haberleştirmesini unutmadık.
Unutamayız.
Ahmet Kaya o manşetten 8 yıl sonra gurbette öldü.
Tayyip Erdoğan o başlıktan 5 yıl sonra Başbakan oldu.
Devletin girdiği cezaevinden zaten cenazeler çıkmıştı.

Meslektaşlarını 'aramızdaki alçaklar, hainler' diye pusuda bekleyenlerin önüne atışı da ayrıca anılmayı hak ediyor. Ve daha niceleri…
Akademinin çok sevdiği kalıpla, hakkında ‘hayatı ve eserleri’ başlığıyla bir master tezi yazılabilir. Eserleri ‘görünür olanlar ve olmayanlar’ olarak ikiye ayrılarak başlanabilir.
Patronlar katını yani iktidarı çok seven, daha doğrusu; iktidarsız yapamayan biri olarak tanıdık Özkök’ü. İktidar oyununun bir parçası olmayı her zaman çok sevdi. ‘Kral ve Soytarısı’ müsameresinde yaşadı hep. İki rolden çok yüz, çok maske, çok bakış, çok çarpık bir ruh çıkartmayı başardı.
Bir dönem kullanılan ‘Özköşk’ soyadı ona çok yakışmıştı. Markasını yakasına işlettiği takım elbisesinin altına postal giydiğine de şahit olduk. Burjuvalığını, ince zevklerin adamı oluşunu pazarlayışının da yakından tanığıyız. Türk gazeteciliğinde ‘eleman’lığını bu kadar renkli, bu kadar tadını çıkartarak yaşamış başka bir örnek sanırım yoktur.
‘Değişim’ adı altında basını, hatta devlet düzenini dönüştüren bir büyük ekibin şefi, zümre başkanıdır. Onları bir arada hiç görmesek de, bir takım halinde ve ahenk içinde durmadan çalıştılar.
Hep dalganın üstünde kaldı. Doğru da olsa onun için “her devrin adamıdır” demek yavan kalır. Yaşamadığı devirlerin bile adamıdır. Bu anlamda birkaç kişiye yetebilecek bir potansiyelle yaşar.
Kurnazdır. Kırmızı çizgisi yoktur. Hiç de olmamıştır. ‘Hiç olmadığına dair’ en veciz cümlesini bütün cv’lerinin en görünür yerine bizzat kendisi yazmıştır. Kara propaganda mimarıdır. İhtiras atını coşturmuş, sarı gazeteciliğin bütün boya ihtiyacını tek başına karşılamıştır.
Oysa yolun başında yazdığı ‘İletişim Kuramları Açısından Kitlelerin Çözülüşü’ kitabı çok zihin açıcıydı ve yazarı adına epey umut vaad ediyordu. O çizgiyi devam ettirmedi.
Mesleğini hakikati umursamadan yaptı. Görmezden gelmenin, örtmenin, başka bir yöne çekip çarpıtmanın, kendini haberin önüne koymanın, unutmuş gibi yaparak ya da fotoğrafla haberi yaralamanın esas olduğu bir gazetecilik anlayışını miras olarak bıraktı. Kendi dursa da alacakaranlık namı hep yürüyecek.
Şimdi bir parça pişmanlığı, bir küçük özeleştirisi var mıdır? Yoksa yine dalga sörfü yapmakla, “bugünün modası bu” demekle mi meşguldür? Son günlerde hep yaptığı gibi, boynunu büküp, yüzünü ekşitip anılarını anlatmaya mı hazırlanıyordur? Kim bilir belki de “kendi adıma çok eğlendim” diyordur.
Haberin üzerinde üç gün geçti. Özkök’ün gerçekten gittiğine inananların sayısı çoğaldı. Ancak ben yine de bir pay bırakalım derim. Çıkar gelir bir yerlerden. “Beni özlediğinizi anladım. Size kıyamadım” diyerek ayrılığın yükünü de bizim üstümüze yıkıverir. “Bir de hiç bakılmayan bu açıdan bakalım” diyerek en baştan başlayıverir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum