• Reklam
Tuncay DAĞLI

Tuncay DAĞLI

SÜZGEÇ

YÜZÜ YUMUŞAK OLANIN GÖZÜNÜN YAŞI KURUMAZMIŞ

16 Mayıs 2022 - 11:44

Yukarıdaki atasözünü Google’a yazıp, sordum, bakalım o da benim gibi mi düşünüyor diye, aynen öyle çıktı.
“Başkalarının yaptıkları karşısında "hayır" demeyip, yüzünü hep yumuşak tutarsan, kabullenirsen, karşı çıkmazsan, çoğu zaman olan sana olur, üzülürsün, yorulursun, kızarsın” dedi.
Demek ki atalarımız da yıllar öncesinden öyle denemelerden geçmiş ki, “böyle yaparsan, başına bunlar bunlar gelir, dikkatli ol” diye bizlere uyarıda bulunmuşlar.
Peki onlar böyle demiş de, biz ne yapmışız?
Çoğumuz pek tınmadığımız için, gözümüzün yaşı dinmemiş.
Aslında yalnızca bu söz için değil, atalarımızın onlarca, yüzlerce sözünü dinleyip, “bunda haklılık payı var. Öyle yapalım, başımız derde girmesin” diye düşünüp, hareket etseydik, sanırım daha az sorun yaşar, daha fazla mutlu olurduk.
Ama olmuyor işte!
İnsanoğlunda -hepsinde olmasa da- vicdan denen bir şey var. Duygu denen bir şey var. İyilik yapma güdüsü var. Bu nedenle biri yüzümüze gülse, sırtımızı sıvazlasa, canım cicim dese hemen yumuşuyor, ödün üstüne ödün veriyoruz. Sonra.. Sonra sen sağ ben selamet.. Vur dizine, dövün dur..
Bir insanın yüzü neden yumuşak olur?
Bana göre içinde kötülük duygusu barındırmayan, herkese şüpheyle yaklaşmayan, güven duygusunu kaybetmemiş, vermekten mutlu olan, karşısındaki kişi ya da kişileri de kendisi gibi bilen, iyi niyetli birinin yüzü yumuşak olur.
Çünkü böyle birinin kalbi de yumuşaktır. Duygusal yönü ağır basar. Acıma duygusu vardır. Çabuk etkilenir. Bu nedenle birinin ondan bir istekte bulunacağını daha söylemeden anlar, istemeden verir. Borç vermişse, alacağı varsa geri istemeye utanır. İşte böylelerinin gözünün yaşı kurumaz.
Yüzü yumuşak insanlar birçok yönden suiistimal edilmeye müsaittir. Güven duygusu yüksek olduğundan özellikle de maddi konularda çok kayba uğrar.
Kimsenin kalbini kırmak istemediğinden her şeye “evet” diyerek, başına iş açar. Bu yüzden de işini kaybeder, parasını kaybeder, eşini, ailesini kaybeder.. Yıkılır gider. Sonunda ah, vah eder ama iş işten geçmiştir.
Fakat tüm bunlara karşın yüzü yumuşak olan birinin bu huyu değişmez. Çünkü kalbi yumuşaktır. Karakteri öyledir. Değişmez. Değişmediği için de kazık yediği birinden yeniden aynı yanlış davranışı görmesi muhtemeldir.
Savunması ise “ne yapayım, ben böyleyim” olur.
İşte onun böyle olduğunu bilen gözü açık kemirgenler etrafından hiç ayrılmaz. Etinden, sütünden, yağından, kaymağından sonuna kadar yararlanıp, kökünü kurutana kadar sömürür, kullanır.
Anlayacağınız embessiller yüzünden kökü kuruyup, gözünde akacak yaş kalmayan büyük büyük atalarımızın yüreği öylesine yanmış ki, sonunda ta bizlere kadar ulaşan bir sözü uzayın boşluğuna göndermişler. “Biz yandık, siz yanmayın” demişler.
Tabii duyan duyar, anlayan anlar. Anlamayan bu sözü söyleyen ataların peşine takılır gider.. Ta ki göz pınarları kuruyana kadar..

YORUMLAR

  • 0 Yorum