Reklam
İsmail SERT

İsmail SERT


ORTA MUHALEFET TUZAĞI

21 Aralık 2021 - 23:47

Ekonomi literatüründe bir kavram var: Orta Gelir Tuzağı. En kısa tanımıyla; bir ekonominin kişi başına gelir ortalamasında belirli bir düzeye ulaştıktan sonra, daha yükseğe çıkamayıp o seviyelerde sıkışıp kalması hali.
Şöyle düşünelim: Bir yola çıkıyorsunuz, yolun ortasına geldiğinizde, çeşitli sebeplerle orayı öyle benimsiyorsunuz ki; bir türlü yerinizden kalkıp yola devam edemiyorsunuz!
Kullanıldığı ölçüde ‘izah edici’ bir kavram. Bir adım ileriye götüreyim: aynı zamanda ‘ufuk açıcı’ bir kavram. Ben siyasetteki karşılığını ararken ‘orta muhalefet tuzağı’ kavramına ulaştım. Muhalefetin kendisini konumlandırdığı ve rahat ettiği yeri tarif ederken işimize yarayabileceğini düşünüyorum.  
Anlatmaya çalışayım.
Muhalefet ya da Millet İttifakı cephesi, önündeki tek sorunun aday belirlemek olduğunu düşünüyor. Bütün göstergelerden millet ittifakı bileşenlerinin, üzerinde durdukları sosyolojik tabanı kucaklayabilecek profilde ve maharette bir cumhurbaşkanı adayı buldukları takdirde, yollarının dümdüz olduğunu varsaydıkları anlaşılıyor.
Biraz da cumhur ittifakı kanadından gelen baskı ile sürekli aday belirleme aşamasını konuşuyor, onun dışına bir türlü çıkamıyorlar. Haksızlık etmeyelim; yarım adım sayılabilecek bir girişimleri var. Ortaklar ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ konusunda anlaşmış görünüyorlar. Ancak bu proje, rejim değişikliği açısından esaslı bir teklif gibi görünse de vatandaşa söylediklerini tarttığımızda ancak yarım adım sayılabilir.
Millet İttifakının bu konforunu neye bağlayabiliriz? Daha doğru soruyla: Nasıl oluyor da böyle bir konforu yaşayabiliyorlar?
Öncelikle seçmenin kendilerini “neler vaat ediyorsunuz?” ve “vaat ettiklerinizi nasıl gerçekleştireceksiniz?” sorularından muaf tutmasını bekliyorlar. “Çünkü” diyorlar, “biz onlara Erdoğan’ı koltuğundan indirmeyi vaat ediyoruz. Bundan daha büyük ne olabilir?”
“Ya ötesi?” sorusunun sorulmasını istemiyorlar. Seçmenin plan, program, proje, yol haritası, ufuk tasarımı açıklanmasına dair beklentilerini yakışıksız ve fazlalık buluyorlar. 
Ülkeyi nasıl yöneteceklerine ilişkin kaçamayacakları soruyu, ittifaka tehdit olarak algılıyorlar. Neyi nasıl yapacaklarını konuşurken, kendi aralarında kavgaya tutuşmaktan, zayıflamaktan, yıpranmaktan ve dahası çatlamaktan korkuyorlar.
Kısacası; seçime giden yolda ev ödevlerini tamamlayıp seçmene teslim etmek istemiyorlar. Umuyorlar ki; ekonomik kriz daha da derinleşsin ve tek başına ‘Erdoğan’ı indirme’ vaadi, sandık zaferi kazanmalarına yetsin. Seçmenin karşısına çıksınlar, “bana güven, ötesini merak etme sen” desinler ve yürüyüp gitsinler. Koşmadan, yorulmadan, terlemeden, uyum içinde bir takım çıkarmanın asgari şartlarını yerine getirmeden, rakibin kendi kalesine attığı gollerle, maçı galibiyetle noktalamaya hazırlanıyorlar. 
Ekonomide hangi mekanizmaları kullanacaklar? Kalkınmada kriterleri ne olacak? Dış politikaya hangi perspektiften bakıyorlar? İstihdamı artırmak için stratejileri nedir? Terör için çözüm önerileri nelerdir?
Bu sorular için tek cümle ile de olsa cevapları yok. Dönüp bakmıyorlar bile. Tek parçalı, masif bir önerileri var: Erdoğan’ı indirmek. Bu yolda da tek taktikleri var: Erdoğan’ın hata yapması, hata üstüne hata yapmaya devam etmesi ve seçmenin güvenini bir daha bulamamak üzere kaybetmesi.
Ekonomik sorunların derinleşeceğine, dövizin önüne geçilemeyeceğine dair yorumlarının gerisinde de bu sözde plan işliyor. Seçimden bu kadar uzaktayken, ev ödevlerini çalışmak yerine, popülizme sarılmakla, vatandaşla birlikte şikayet etmekle yetiniyorlar.
Oysa ‘ekonomi çökecek - millet ittifakı seçimi kazanacak’ formülünün geçerli olmadığı dün gece ortaya çıktı. Hemeninden, acilinden, erkeninden seçim istemek ile hazırlıksızlığı, vaatsizliği siyaset olarak sunmanın çelişkisi apaçık gözüktü.  
Şimdilik muhalefetten haberler çok sınırlı. Bardağın işe yarayacak bölümünün halen boş olduğunu anlamıyor, ‘orta muhalefet tuzağı’na yakalandıklarını görmüyor, orada oyalandıklarını farkına varmıyorlar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum