İsmail SERT

İsmail SERT


SEL VE GÖÇ

18 Ağustos 2021 - 14:09

İki önemli gündemimiz…
Birinin görünen fotoğrafları ile diğerinin ipuçları ortaya çıkan görüntülerini yan yana
koyup, biraz geriye çekilip sakince bakalım. Uzaklıktan çok yakınlık, farklılıktan çok benzerlik bulmaya, hatta aynılıklar ve ikizlikler görmeye hazır olalım.
Özellikle Kastamonu Bozkurt’ta yaşanan sel, bugüne kadar hiç rastlanmayan türden. “85 yaşındayım, böylesini görmedim” diyenleri kayıtlar da destekliyor.  
Göçmen sorunu da tarihte yaşanmadığı ölçüde yoğun. Yakın tarihi baz alırsak; en baskın göç dalgası ile karşı karşıyayız.
Selin debisine ve hızına baktığımızda “bu bir afet” diyebiliyoruz.
Göçmen hareketliliğine de ‘afet’e yakın bir çağrışımla ‘kitlesel akın’ adı konuldu.
Sel dediğimiz olayın kaynağı çok masum: yağmur.
Göç dediğimiz hareketin sebebi de çok kabul edilebilir, çok insani. Bir insanın canının tehlikede olması ve kurtulmak için kaçmaktan, bir yerlere sığınmaktan başka çare bulamaması.
Selin kaynağı yağmur olsa da yaşadığımız olayda, hiç beklenmeyen ve istenmeyen bir durum var. Yağmur hayat demek, bolluk bereket demek. Fakat altı aylık yağmur bir günde yağınca felakete dönüşüyor. Önüne ne kattıysa alıp sürüklüyor, arabaları oyuncak ediyor, evleri yıkıyor, boğuyor.
Göç de öyle. Barındırabileceğimiz, entegre edebileceğimiz kadarından fazlası geldiğinde problemler başlıyor. Sayı çoğaldıkça sorun da artıyor. Çocuklar büyüdükçe problem de büyüyor.
Sel önüne çıkan köprüleri gözüne kestiriyor önce. Onları kullanılmaz hale getiriyor, alıp bir kenara atıyor, yıkıyor, parçalıyor.
Göç dalgaları da benzer. Toplumsal hayatta, zaman içinde kurduğumuz kardeşlik, dostluk, komşuluk köprülerine musallat oluyor.
Sel konusunda çok açık hatalar yapmışız. Dere yatağını arsa haline getirip binalar dikmişiz. Derenin “kırk yılda bir de olsa bu genişlik bana lazım” dediğini duymazdan gelip yatağını daraltmışız.
Göç konusunda da hem acil ihtiyaç için kapılarımızı açmışız. Hem de hiç gereği yokken yüksek sesle ve ısrarla “kapılarımız açık, dünya merhametli olmayı bizden öğrensin” demişiz. Bu anonsun sadece komşu ülkelerden değil, daha uzaklardan da duyulduğunu, AB ülkelerine göçebilmek için fırsat kollayanları tetikleyeceğini hesaba katmamışız.
Seli hiç düşünmeyip dere yatağına yaptığımız evlerin manzaralarını çok sevmişiz. Ayağımızı uzatsak suya değecekmiş gibi yaşamaktan çok hoşlanmışız.
Göç konusunda da öyle. Göçmen işçilerin ucuz çalışmaları, uzun saatler boyu mesai yapmaları çok işimize gelmiş.
Sel konusunda kolayımıza geleni yapmış, yüksek kemerli olması gereken köprüleri, düz inşa etmişiz.
Göçmen konusunda da simetrik bir durum. Sakıncalarını göze alarak ve gidererek sınır ötesine kurabileceğimiz kampları ülkemiz içinde kurmuşuz.
Selin yıkımından arta kalan fotoğraflar çok vahim. Evlerin, parkların, sokakların, meydanların hali perişan.
Göç dalgalarından doğabilecek büyük yangınlara, şimdiye kadar şahit olmadık. Altındağ’daki gibi birkaç münferit olay dışında kargaşa yaşamadık. Çok şükür. Ancak giderek büyüyen bir ayrışma ve çatışma potansiyelinin olduğunun da farkındayız. Bunu hissediyoruz.

Sel ile göçü sarmal biçimde ele almaya çalıştım.
Kısaca diyorum ki; yağmur başka, sel başka, sel felaketi daha da başka.
Kısaca diyorum ki; göçmeni kabullenmek başka, göç dalgasının bu kadar yoğun ve hızlı  olmasının sonuçlarından endişe duymak başka.
Ülkenin üzerine pandemi krizi çökmüşken, genç işsizlik rekorlar kırarken, 5.5 milyon Suriyelinin üstüne gelen yeni göç dalgaları zihnimizde felaket efekti yapıyor.
Sel felaketi yaşayanlara “yağmur bitecekti, biraz daha dayansaydınız!” demediyseniz, toplumumuzun göçmenlere yad bakmayan yanına, konukseverliğine daha fazla yüklenmemelisiniz. 5 milyon civarında olduğu söylenen Suriyelilerin üzerine, sayılarının ne kadar olduğunu bilmediğimiz Afganları eklememelisiniz.
Yağmura değil sele itiraz edildiğini anlayın lütfen.

YORUMLAR

  • 0 Yorum