İsmail SERT

İsmail SERT


SALIDAN SONRASI

25 Kasım 2021 - 12:55

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Hâttâ olağanüstü ve tarihi günlerden… Kelimelerle değil, daha çok rakamlarla konuşuyoruz.
Gündemi takip etmekten yorulduk.
Odalarımız, dükkanlarımız, ofislerimiz borsanın sahanlığı gibi. Herkesin gözü aynı noktada.
Gündemimiz Dolar ve Euro. İşi, alışverişi, ticareti bizzat dövizle olanlar var. Onlar zaten ilgileniyorlar. Ayrıca dövizin hareketliliği cebinde, çantasında, hesabında Dolar, Euro olmayanları daha çok etkiliyor. Daha çok ve daha sert…
Üç ekonomik göstergeyi konuşuyoruz: Faiz ne oldu? Döviz ne olmakta? Enflasyon ne olacak?

Faiz konusu çok katmanlı. Aklımız karışık. Büyük iktisatçıların anlattıklarıyla, ulu hocaların söyledikleri hiçbir şekilde denkleşmiyor.
İktisatçılarınki bir yana, ulu hocaların dedikleriyle yaptıkları da bir türlü buluşmuyor. Söylenenler ile tatbik edilenlerin arasındaki makas açık.
Döviz konusunda da duygularımız ve hesabımız karmaşık. Söze gelince esip gürlesek de Alman arabasına, İngiliz kumaşına, Amerikan bilgisayarına güveniyor oluşumuzdan belli değil mi?  
Enflasyon ise yıllardır cüzdanımıza musallat olan, aylık gelir-gider hesabımızı şaşırtan, zor zaptedilen bir canavar. İktisat kitaplarına göre: enflasyon en haksız vergi. Çünkü zenginden de, yoksuldan da aynı oranda alıyor. Tanımını bilmemize, uzmanlara sormamıza gerek yok. Herkesin ihtiyaç listesi değişik. Herkesin filesi, pazar çantası farklı doluyor. Yani herkesin enflasyonu kendine.

Salı günü ne oldu?
Faiz indirildiğinde dövizin yükselişe geçeceği korkuyla bekleniyordu. Ancak tahminleri aşan bir hareketlilik yaşandı. Merkez Bankası'nın yüzde 1 faiz indirmesine karşılık dolar ve euro % 25 değer kazandı.
Bu hızlı yükselişin tamamını iktisadi mekanizmalarla, bilinen etkileşimlerle izah etmek mümkün değil. Üstelik konuyla bağlantılı birçok gösterge olumlu iken!
Döviz kuru yükselirken borsanın düşmesi bekleniyordu. O da olmadı. Borsa da yükseldi!

Eee o zaman ne oldu? neden oldu?
Seçime kısa bir süre varken, ekonomi aynı çizgiden, hiç olmazsa bir süre daha yürütülmeye devam edilemez miydi? Taraftarıyla muhalefetiyle içeriyi, doğusuyla batısıyla dışarıyı, mevcut dengeleri bozmadan idare etmek çok mu zordu? Bu yapılan çılgınlık mı?, Yoksa takıntı mı? Bunlarla da ikna olmayacağımıza göre?
Konunun sadece iktisat olmadığı açık. İktisat olsa bile, iktisadın içinde siyasetin kendiliğinden var olduğunu biliyoruz. Unutmuş olsak da hatırlayalım. Bazı dönemler biraz az, bazı kararlarda biraz çok, ancak iktisatla siyaset hep iç içedir.
Nitekim siyasetin iktisadın içine uzanan dalından ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ sözü üretildi. Bir tür seferberlik çağrısı. Tedavüle sürülen bu kavram, herkesin zihninde farklı yankılanıyor. Sorular birbiri ardına geliyor. Savaşta düşman olur, taktik olur, strateji uygulanır, cephe olur, cesaret ortaya çıkar, yiğitlik sergilenir. Burada bunların hangisi var? Düşman kim, cephe nerede, taktiğimiz ne? Nasıl savaşacağız? Çok alarak mı? Hiç almayarak mı? Hangi silahla? Ya silahın geri tepmesi!
Erken seçim kararının piyasaları rahatlatacağını söyleyen de çok oldu. Bir bakıma doğru! Ancak seçim kararının ilk olumlu etkisi geçtikten sonra ne olacak? Devamı nasıl gelecek? Uygulansın ya da uygulanmasın ülkemizin ‘seçim ekonomisi’ gerçeği var. Yani ‘durma, yavaşlama, en kötüye hazırlık yapma, belirsizlikleri karşılama’ dönemlerinin maliyeti kimin sırtına binecek?
Sadece Türkiye değil, dünya olağanüstü ve tarihi günlerden geçiyor. Pandemi sebebiyle bütün dünyada kriz var. Ekonomiler alt üst olmuş durumda.
Yaşanan krizden gündelik siyaset için çekişme malzemesi çıkarmak yapılacak en basit iş. Siyasetçilerimizden ve iktisatçılarımızdan klasik teorileri tekrar etmek yerine, üretim ekonomisine nasıl geçeceğimize kafa yormalarını bekliyoruz.
Günün sonunda salıya kara çalmayalım: “Kara salı kararıp kalmaz.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum