İsmail SERT

İsmail SERT


KÜRSÜDEKİ BAKAN

09 Ağustos 2021 - 15:12

Bir yıl gecikmeli yapılan 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları bitti. 18 branşta 108 sporcu ile katıldık. İkisi altın, ikisi gümüş, dokuzu bronz olmak üzere 13 madalya kazandık.
İster 1964 Tokyo ile karşılaştırın, ister 2016 Rio ile, isterse diğerleriyle… her bakımdan daha iyiyiz. Bugüne kadar en çok madalya aldığımız 1948 Londra olimpiyatlarının başarısına haksızlık etmeyelim, ancak daha fazla madalya aldığımız da bir gerçek. Bu yılın üstünlüğü sadece madalya sayısıyla da sınırlı değil; daha çok spor dalında, daha çok final oynadık.
Örneğin; cimnastikte bir bronz madalyamız var. Ancak bu tek madalya başarımızı tam yansıtmıyor. Öncesindeki olimpiyatlarda cimnastik dalında final oynamışlığımız yokken Tokyo’da dört sporcumuz, toplam yedi final müsabakasına çıktılar. Büyük sıçrayış!  
Her dalda iyi mücadele ettik. 22 yaşında altın madalyayı boynuna takan okçumuz Mete Gazoz’u biliyorsunuz. 8 yıl önce verdiği sözü tutarak, boksta altın madalya kazanan Buse Naz Sürmeneli’yi de tüm Türkiye tanıyor. Ancak katıldığı 5 olimpiyatta da finale kalan çekiç atma sporcumuz Eşref Apak da bir başka gururumuz.
Olimpiyat oyunları orman yangınlarının yüreklerimizi yaktığı döneme rastladı. Tokyo’dan sevinçli haberler geldikçe, içimiz bir parça da olsa serinledi. Hak edilmiş başarıların ardından gelen coşku ve gurur dalga dalga memlekete yayıldı. Kazanılan madalyalar yangınla mücadele eden kahramanlara adandıkça iklim değişti. Zor günlerden geçerken spor sayesinde bir kez daha bir olduk, birlik olduk.  
Kazandık, kaybettik, sevindik, üzüldük, ilkleri yaşadık ve en önemlisi olimpiyat çıtamızı yükselttik. “Biz bu branşlarda iyi değiliz”i yendik. “Burdan öteye gidemeyiz’i yendik. Artık ufkumuz çok daha ilerilerde, özgüvenimiz çok daha yüksek.
Olimpiyat tarihimizde ilk kez 5. lik basamağına yükselen voleybolcu kızlarımızın çeyrek finalde yenilince ağlamaları bunu gösteriyor.
Bronz madalya kazanan Taha Akgül’ün “çeyrek finalde verdiğim mücadele bana yakışmadı” demesi bunu anlatıyor.
Bronz madalya alan Merve Çoban’ın “üzüntüm sevincimden ağır” demesi ve diğerleri….
Bizi gururlandıran bütün sporcularımızı kutluyoruz. Bu parlak başarı onların teri ve  çabası sayesinde geldi. Ne kadar sevinseler haklarıdır.
Onların antrenörlerini de unutmamalıyız. Biraz dikkatli bakarsak, madalya kürsülerinde onları da mutlaka göreceğiz. Genç yaşta bir sporcuyu keşfetmek, onu her gün yeni bir hikaye yazıp minik adımlarla yürüterek olimpiyata ulaştırmak her türlü övgüye değer.
Yürekleri ile Tokyo’da olan, dualarıyla çocuklarına yetişen anneleri de ayrıca kutlamalıyız. O kürsüde onlara da yer var. Uzun olimpiyat yolculuğunda onlar her işi yaptılar. Çocuklarının aşçısı, malzemecisi, ulaşım sorumlusu, tam zamanlı psikoloğu, antrenörü ve o an ne gerekiyorsa ona yetişen yardımcılarıydılar.
Bu olimpiyatta hiç alışık olmadığımız bir başka sürpriz vardı. Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu Tokyo’da çok özel ve farklı bir Bakan portresi çizdi. 16 Temmuz’da sporcularımızı “her biriniz gönüllerimizin şampiyonusunuz” diyerek uğurlamıştı. Bununla yetinmedi. Tokyo’ya gitti. Ve nerede bir sporcumuz varsa tribünde yerini aldı. Hiç yorulmadı, hiç dinlenmedi. Protokol seyircisi değildi. Alkışıyla, heyecanıyla, samimiyetiyle hep oradaydı. Enerjisini tek tek her sporcumuza hissettirdi. İlk kutlayan o oldu ya da ilk teselli eden… ‘En üst düzeydeki yönetici olarak yapılan işin içinde nasıl yer alınır?’ı gösterdi.
Olimpiyatlar öncesinde olduğu kadar, oyunlar sırasındaki performansıyla, gönlümüzün kürsüsünde ona da yer açmamız, bu başarıda pay sahibi olduğunun hakkını teslim etmemiz gerekiyor.
Bakan Kasapoğlu oyunların sonunda “yürüyecek daha çok yolumuz var” diyerek ekibine yeni hedefler gösterdi.  
Umuyor ve diliyoruz ki; 2024’de Paris’te bu yükseklikten başlayıp devam edelim ve daha yukarılara çıkalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum