Reklam
İsmail SERT

İsmail SERT


KRİZİN KIRILMA ANI

25 Ekim 2021 - 14:20

10 büyükelçi Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için bildiri yayınladılar. ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Yeni Zelanda, Kanada ve Norveç.
Lokomotif ABD olunca diğer insan hakları günahkarlarının onun peşine takılmasına kimse şaşırmadı.
Gözlerimiz İngiltere’yi arayıp bulamasa da, Yeni Zelanda’nın ‘vekili’ sıfatıyla imza attığı herkesin malumu olan bir sır olarak kayıtlara geçti.
Yani liste, insan hakları hassasiyetini, işlerine öyle geldiği için arkasına saklanabilecekleri bir kalkan haline getirebilen ‘büyük sahtekarlar’ listesiydi.
Bu militan tavrın ve haddini aşan dilin diplomasi kitabında yerinin olmadığı, uluslararası hukuka sığmadığı çok açık. Çünkü bugüne kadar bir benzerini duymadık. Bu türden uyarıya muhatap olan başka bir ülke görmedik.
Önüne ‘stratejik’ sıfatını ekleyelim, ya da eklemeyelim ‘müttefiklik’ ilişkisine uymayacağını ifade etmeye gerek bile yok. Çok naif kaldığını bilsek de incelikleri ve teamülleri önemsediklerini düşündüğümüz diplomatlara en düz, en basit ifadeyle seslenebiliriz: “her şey bir yana, ayıptır!”
18 Ekim’de yayınlanan bildiriye Türkiye’nin sert cevap vermesi gerekiyordu, bekleniyordu ve doğaldı. Nitekim, büyükelçiler, ertesi gün Dışişleri Bakanlığına çağrılarak uyarıldılar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 23 Ekim’de, “Talimatı Dışişleri Bakanımıza verdim. Bu 10 büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmesini hemen halledeceksiniz dedim” ifadelerini kullanarak on ülkeye meydan okudu.
New York Times on büyükelçinin, Türk yargısını, daha açıkçası Türkiye’yi hedef alan bildirinin arkasında ABD Başkanı Joe Biden’ın olduğunu yazdı.
Carlotta Gall imzalı haberde, “Biden yönetiminin, insan hakları ihlallerinden sorumlu ülkeleri açıkça hedef alma politikası çerçevesinde, mektubun arkasındaki itici güç olduğu” bilgisi paylaşıldı. Ne ‘itici gücü’ canım, bizzat ‘yazan el’ olduğu o kadar belli ki.  
Biden’ın, “Erdoğan’ın bedel ödemesi lazım. Benim geçmişte yaptığım gibi, mevcut durumdaki muhalefet unsurlarıyla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenmeleri için onları daha güçlü bir konuma getirmeli ve onlardan daha fazla yarar sağlamaya çalışmalıyız” ifadelerini hatırlıyoruz.  
Yine Biden’ı PKK/YPG terör örgütüne binlerce TIR silahla destek veren, sözde “Ermeni soykırımı”nı tanıyan ilk ABD Başkanı olarak tanıyoruz.   
Kavala’nın artık duruşmalara katılmayacağını, savunma yapmayacağını ifade etmesi, vekaletini büyükelçilere verdiği yönünde yorumlanabilir! Büyükelçiler aracılığıyla on ülkenin ve son analizde onları bir araya getiren ABD’nin davaya müdahil olduğu iddia edilebilir! Böyle bir atmosferde ‘Kavala davası’nın, hukuk çizgisi dışına çıkmadan, sağlıklı biçimde nasıl ilerleyeceği’ sorusu sorulabilir.  
Bildiri krizinde gelinen aşamanın ‘nasıl bir yer?’ olduğuna bakalım.
Girilen yolda, başta ithalat, ihracat, Türkiye’nin güven endeksi, risk puanı, dolar, euro, uluslararası yatırımcılar, turist akışı vs. olmak üzere başka domino taşları harekete geçer mi?
Bildiri yayınlanırken Türkiye’nin, daha doğrusu Erdoğan’ın yüksek tepki vereceği tahmin edilmiyor muydu? Dosyasındaki olaylarda, baştan bu yana Kavala’yı aşan bir hesap yok muydu?
Daha da tırmandırılacak gerilimin seçim anketlerine ve asıl olarak seçim sandığına yansıması hesaplanıyor olabilir mi? Bu etki, ekonomik tablonun olumsuzluğunu dengeleyecek güce ulaşabilir mi?
Bu sıkıntı ya diplomatların gönderilmesi ve karşılıklılık ilkesinin gereği verilecek zincirleme tepkiler ile daha ağır bir krize evrilecek, ya da “mesajlar verildi, mesajlar alındı” denilerek ortam yumuşatılarak normalleşmeye doğru ilerlenecek.
Geldiğimiz aşama Türkiye için bir yol ayrımı. Hangi yola gireceğimizi görmek için sanırım çok beklemeyeceğiz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum