Reklam
İsmail SERT

İsmail SERT


'DENGEMİ BOZMAYINIZ'

07 Ocak 2021 - 13:06


Yine aynı tuzağa mı düşüyoruz yoksa? Başörtüsünü yeni baştan mı tartışacağız? Aldığımız dersleri, bedelini ödeyerek aştığımız mesafeleri yok sayarak, sıfırdan mı başlayacağız?
Yıllar boyu tartıştık. Çok yıprandık. Çok yorulduk. Mağdur olanlar, hakları üzerinde tepinilenler, incinenler, yaralananlar çok oldu.
Geldiğimiz bu noktada “bir deli, bir kuyu, bir taş” anlatısına dönmeyi kim ister? Hayır olmasın. ‘Bir başlatan’ oldu diye arkası gelmesin.  
Fikri Sağlar istiyor olabilir. 5 Ocak tarihli yazısında, bin dereden argüman getirerek söylediklerini savunmaya devam ediyordu. Yargıcın tarafsız görünmesini, tarafsız olmasının önüne koymuş bir kere. ‘Tarafsız görünme’ tarifini de kafasındaki Jakoben şemaya göre yapmakta ısrarlı. Bu tepetaklak duruşun üzerinden atlayıp geçebiliriz. Geçebilmeliyiz. Kazanımlarımızı havaya savuramayız
Tartışmalarda partilerin adları geçiyor. Açıktan ya da örtülü konum alıp savunan, olgulardan kaçıp algılara sığınan, “ne olur bize buradan soru çıkmasın!” derdinde olan, utangaç bir halde yanında duran, başörtüsüne eskisi gibi bakmadıklarını anlatmaya çalışan partiler var. Parti yetkililerinin verdikleri ince ayarlı demeçlerde bütün bu dağılımı, pozisyon alışları görüyoruz.
Partiler günün sonunda, hep kar/zarar hesabı yapıyorlar. Ne getirir? Ne götürür? Yarın ne olabilir? Ufukta ne görünüyor? Rakamları, istatistikleri, oranları çarpıştırıyor, bir sonuç çıkartıyorlar.
Konunun ikinci halkasında, öne çıkan kişiler var. Erkek ya da kadın… Başörtülü ya da değil… Partili ya da partisiz… Onlar da konuşuyor, anlatıyorlar.   
Üçüncü halkada ve en merkezde ise başörtüsü duruyor. O sessiz. O konuşamıyor, düşüncesini açıklayamıyor, kendi hakikatini savunamıyor.
Kurumlar ya da kişiler, ‘sorun’ başlığı altında neyi tartışırlarsa tartışsınlar, çekiştirilen, didklenen başörtüsünün kendisi oluyor. Tartışma bitip, toz duman yatıştığında, en mağdur ve mazlum olanın başörtüsü olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Oysa konunun bir soğutulup bir ısıtılmasını değil, normalleşmesi istiyoruz. Normalleşme ise, başörtüsü üzerinden kazanma ya da kaybetme hesabının yapılamaması aşamasıdır. Başörtüsünün gündelik tartışmaların dışında tutulması, siyasetin gündeminden çıkmasıdır. Doğru olan budur.
Konuşmalarımızın bizi Turgut Uyar’ın ‘Denge’ şiirine getirdiğini hissediyorum.
Usta şairin alt başlığında ‘tel cambazının tel üstündeki durumunu anlattığına’ dair not düştüğü şiirini okuyalım.
Sizin alınız al, inandım. / Morunuz mor, inandım. / Tanrınız büyük, âmenna.
Şiiriniz adamakıllı şiir, / Dumanı da caba.
Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız.
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum, / Kalabalık ha olmuş, ha olmamış.
Sokaklarda yitirmiş, cebimde bulmuşum.
Ama sokaklar şöyleymiş, / Ağaçlar böyleymiş,
Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız.
Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de.
Pırılpırıl dalgalı bir denize karşı / Yangelmişim dizboyu sulara,
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum, / Hiçbirinizle döğüşemem.
Siz ne derseniz deyiniz / Benim bir gizli bildiğim var,
Sizin alınız al inandım, / Sizin morunuz mor inandım,
Ben tam dünyaya göre, / Ben tam kendime göre,
Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız.

Şiirden başörtüsü tartışmasına ilişkin çağrışımlar çıkartmış olabilirsiniz. Ben kendi payıma çıkarttım. Şairinin yüksek izniyle, küçük değişiklikler yaparak, şiiri yeniden okumanız için bazı ipuçları vermek istiyorum.
Başörtüsünün seslenişi olsun şiir ve şöyle başlamış olsun:
‘Sizin partiniz parti / sizin vitrininiz vitrin / sizin kariyeriniz kariyer, inandım
Ama siz kimsiniz / Benim dengemi bozmayınız’
Bu çizgide devam etsin şiir ve şöyle bitmiş olsun:
‘Başka ihsan istemem / Benim dengemi bozmayınız’

YORUMLAR

  • 0 Yorum