Reklam

İzmir'i 15 yıl yöneten Aziz Kocaoğlu ilk kez açıkladı

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Aziz Kocaoğlu, Ege TV’de konuklarıyla ses getiren ‘Usta Kalemler’ programına konuk oldu, önemli açıklamalar yaptı, başkanlığı süresince yaşadığı bilinmeyen konuları anlattı.

İzmir'i 15 yıl yöneten Aziz Kocaoğlu ilk kez açıkladı
15 Nisan 2021 - 01:41 - Güncelleme: 15 Nisan 2021 - 13:36

2004’te başkan seçildiği İzmir’in 15 yılına damga vuran Aziz Kocaoğlu, Ege TV’de mansetturkiye.com Genel Yayın Yönetmeni Hasan Çölmekçi, mansetturkiye.com Haber Koordinatörü Erhan Hartaç ve program yapımcısı Deniz Olgun’un konuğu oldu. Usta Kalemler adlı programda soruları cevaplayan Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevi devrettiği Başkan Tunç Soyer hakkındaki düşüncelerinden, genel siyasete, başkanlığı süresince yaşadığı ilginç olaylardan, şu anki özel yaşamına kadar önemli açıklamalarda bulundu. İşte Kocaoğlu’nun Ege TV’de anlattıkları:

EMEKLİLİK HAYATI YAŞIYORUM
Seçime 6 ay kala bırakacağımı açıkladım ve bıraktım. Şimdi spor yapıyorum, kitap okuyorum, koronadan fırsat olmuyor ama torunlarımla zaman geçirmeye çalışıyorum.  Eşim Dr. Türkegül ile beraber kah yazlıkta, kah Urla'daki evimizde hayatımızı idame ettiriyoruz. Epey bir kilo verdim. Tabii ülke sorunlarını, kentin sorunlarını da sade vatandaş olarak takip ediyoruz. Siyasette seçilme, aday olma konusunu bir tarafa bıraktık. Ama her zaman siyaset bir yaşam biçimi. Her zaman siyasette olacağız, destek olacağız. Ülke için, kentimiz için doğru yapılan her şeyde destek ve yardımcı olmaya, bize bir görev düşerse yapmaya da çalışacağız.

HİÇ PARAM YOK
Başkan olduktan sonra Bornova’da bahçeli bir levanten evi aldık. Ticaretten biriktirdiğim paranın  bir kısmı oraya gitti. Bir kısmı da başkanlığım sırasında gitti. İşlerimi iki oğluma devrettiğim için artık onlar yönetiyor. Başkanlığı bıraktıktan sonra bir çiftlik almayı düşünüyordum ama hiç param yok. Ayrıca işin başındaki oğullarımın önceliği ile benim önceliğim de farklı. O yüzden çiftliği alamadım. Şu an emekli maaşımdan başka hiçbir gelirim yok. Hatta emekli kartım bile oğullarımda. Param bittiği zaman gidiyorum, bir kahve içiyorum. Bir de harçlık alıp eve geliyorum. Bankada da 1 kuruş param yok. Hiçbir yerde, evde de bir kuruş yok.
Başkanlık sırasında mal varlığım arttı da denemez. Hatta bir-iki gayrimenkul sattık.

BAŞKAN OLMADAN ÖNCE REKORTMENDİM
Başkan olmadan önce, 2003 senesi Kira Geliri Vergi Rekortmenleri sıralamasında 3'üncü idik. Şimdi ilk 100'e giremiyorum. Tabi üstüne koyamadık, başkan olunca koyamayacağımızı da biliyordum. Ama siyasete girdim de böyle oldu yönünde bir serzenişim de yok. Sakın yanlış anlaşılma olmasın. Zaten parayla da bir işimiz yok. Geçinip gidiyoruz.

BELEDİYE BAŞKANLIĞI YIPRATICIDIR
Siyaset yıpratıcı.. Hele hele belediye başkanlığı çok daha yıpratıcı. 15 sene kolay bir süreç değil, rekordur. Yani İzmir tarihinde kolay bir süreç değil tabii. Belediye başkanıymış gibi yapmak da var. Bir de belediye başkanlığını 24 saat yaşayarak yapmak var. Biz her işi ciddiye aldığımız gibi belediye başkanlığını da ciddiye aldık. Koskoca İzmir kentinin, bütün hemşehrilerimin bize verdiği bir görev ve sorumluluk bilinciyle çalıştık.
Üniversite yıllarına kadar siyasetle çok ilgilendik. Sonra ekmek derdine düştük. 2001 yılına kadar amatörce. Sadece seçimden seçime partimize destek verdik. Maddi manevi… Partim 1999'da barajın altında kalınca bir el atalım dedik. Ondan sonra da malum durum yaşandı. İzmir gibi bir kentte 15 yıl görev yaptık.

PLANLI İŞLER YAPTIK
Göreve geldiğimizde ne yapmamız gerektiğine karar verdik. Belediyenin bir bütçesi var zaten. Oturuyorsunuz bürokratlarla, konunun uzmanlarıyla bir stratejik plan yapıyorsunuz. O stratejik planda öncelik belirliyorsunuz. Kaynaklar doğrultusunda onları yapmaya başlıyorsunuz. Konular belli, yasanın verdiği görevler belli vs. Her şey belli. Bu her belediye başkanının görevi. Zaten bunu yapmazsan seni orada kimse oturtmaz. Büyükşehir stratejik planını yaparken, yol haritasını belirlerken kalkınmaya öncelik verecek bir plan yaptık ve uyguladık.

ARKADAŞLARA BAŞARILAR
Her belediye başkanı "Daha yapılacak çok projem var, yine adayım" der. Ama siz eğer doğru bir politika izliyorsanız, ihtiyaçları belirlemiş iseniz gelen arkadaşlar da aynı bayrağı daha da ileriye taşıyacaktır. Siyaset biteviye yapılacak bir iş değil. Şu anki arkadaşlara başarılar diliyorum. Önemli olan projelerin bitmesi değil, önemli olan projelerin başlamasıdır.

GÖREVİ BIRAKTIĞIM ARKADAŞLARI ELEŞTİRMEM
Görevdeki arkadaşların danışmak, bir şey sormak için aramalarına gerek de yok. Bizim çalıştığımız kadro zaten orada duruyor. Onlar zaten her şeyi de bilenler. Her şey kayıt altında.
Siyasette herkesin yoğurt yiyişi farklıdır, farklı değerlendirmeler yapılabilir. Ben ne belediyelere, ne de il ilçe teşkilatlarına bir laf etmem. Çalışıyorlar. Dışarıdan ahkam kesmek kolay.
Ben halef selef olmuş bir insan olarak, görevi bıraktığım arkadaşları eleştirmem. Onlar hakkında hiçbir zaman konuşmam. Konuşmak doğru değil. Bana göre doğru değil.

İL İLÇE ÖRGÜTÜYLE EL ELE OLMAK GEREK
Biz Alaattin Yüksel ile beraber uzun süre İzmir'i yönettik. Evet, o parti tarafında, siyasi tarafta, bense belediye tarafında.. Eğer sorun il ilçe teşkilatlarında ise yani partide ise il başkanı bir adım öndedir. Büyükşehir belediye başkanı bir adım arkasından destek olur beraber sorumluluk alırlar. Eğer sorun belediyelerde yahut meclis üyelerinde ise büyükşehir belediye başkanı bir adım önde olur. Başka türlü olmaz. Şu anda ne oluyor, ne yapılıyor gerçekten bilmiyorum. Ben kendi dönemimi anlatıyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın..
Şu anda herkes işinin başında devam ediyor çalışmasına. Biz de arkadaşlarla işte dostlar oturuyor, sohbet ediyoruz. Siyaset her gün, her saat yaşam boyu yapılır. Ama şu anda yeni seçilen belediye başkanlarımız var. Onları arkadaşlar izliyor, biz izliyoruz. Siyaseti izliyoruz, genel siyaseti.
Bizim partide gelenek yoktur maalesef. Maalesef demokrasi diyorlar ama o gelenek bizde yoktur. Arkadaşlar kendi yol haritasını çizerler ve görürler. Bizim de onlara köstek olmak gibi bir şeyimiz de yoktur. Şimdi herkes kendine göre yoğurt yiyor.

DENİZ BAYKAL BANA DEDİ Kİ!
Mesela ben belediye başkanı olduğumda rahmetli başkan (Piriştina) çok daha popülerdi. Basınla ilişkileri çok iyi. İzmir'in kanaat önderleriyle iyi.
Biz geldik göreve. Benim yoğurt yiyişim farklı. Ben medyatik bir adam değilim. 15 sene de hiç olmadım. O, o yönde başarılıydı. Biz ise hep çalıştık. Hatta ilk iki sene hep “Ahmet Piriştina olsaydı şöyle yapardı, rahmetli böyle yapardı” dediler. Ama o farklı bir insan. Onun gücü vardı. 2 seneden sonra biz de aynı konuma yavaş yavaş geldik. Hatta hiç unutmuyorum Genel Başkanımız Deniz Baykal, teke tek konuşmamızda “Neler yapıyorsun dedi”, ben “Borç ödüyorum, belediye ekonomisini düzeltiyorum” dedim.
Bana sitem etti, “Özel yani kendi işinde namuslusundur, burada belediyede de bu iş olmaz. Belediye başkanı borç ödemez” dedi. “Efendim” dedim. "Eğer ben ekonomik durumu düzeltmezsem bana belediye başkanlığı yaptırmazlar”
“Tamam peki peki” dedi. Yıllar sonra bir İzmir ziyaretinde “Aziz çok haklıymışsın.. Eğer finans durumunu düzeltmeseydin belediye başkanlığı yapamazdın” dedi.

BANA “FETÖ’YE NEDEN DAVA AÇMIYOR” DEDİLER
Şimdi şöyle benim 397 yıl hapis istemiyle yargılanmam var. FETÖ operasyonu deniliyor. Doğrudur. Gerçeklik payı vardır. Ben 15 Temmuz'dan sonra beraat ettim. Ve 15 Temmuz'dan sonra şöyle bir şey konuşulmaya başlandı: Belediye başkanı neden FETÖ’ye dava açmıyor, onu mağdur etti. Kime açacaksınız? Operasyonu yapan devletin polisi, soruşturmayı yürüten devletin savcısı, davayı açan devletin hakimi… Hepsi gerçek, sahte değil ki bunlar. FETÖ’nün başını, ABD’den devlet getiremiyor. Ben nasıl dava açacağım? Ben davayı devlete mi açacağım. Ben devletime dava açmam.


 

HAKKIMDA, 15 TEMMUZ’DA FETÖ’YE YARDIMDAN SORUŞTURMA AÇILDI
Sonra mesela bir garip şey daha oldu. Çok enteresan. Laf lafı açıyor. 15 Temmuz akşamı beni arabayla çocuklar Çeşme’de yazlığa bıraktılar. Yarım saat sonra televizyonu açtım. Bir baktım ortalık karışmış. Bırakan arkadaşlara telefon ettim “Narlıdere gişelerdeyiz” dedi. O arada hanım da torunu sevmeye gitmiş. Araba yok. Tam ben telefonla konuşurken geldi hanım, arkadaşlara ”gelmeyin” dedim. Hemen giyindim, arabaya bindik. Narlıdere'de çocuklardan birine arabayı verdim belediye aracıyla valiliğe geçtim. Vali Erol Ayyıldız, Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya oradaydı. MİT'ten arkadaş orada.. 400 civarında otobüsü valilik ve emniyet müdürünün isteğiyle barikat olarak gönderdik. Kışlaların kapısının kapanması için gönderdik. Sonra bu işler bitti. Bir yazı geldi. “15 Temmuz'da ihtilalci darbeci askerleri taşımak üzere Büyükşehir Belediyesi kışlalara otobüs gönderdi” yazıyor..
İyi ki o gece valilikten, emniyetten oraya otobüs gönderip kapıları kapatacağımıza dair bir belge almışız. Zaten herkes orada, şahit. Ama hakkımızda soruşturma başlatıldı.
Sonra sağolsun Erol valimiz “Böyle şey olur mu? Özür dileriz” dedi. Sonra o iş kapandı.

HİÇ BİR PARTİYE GEÇMEM, BEN CHP’LİYİM
Efendim ben bi defa Cumhuriyet Halk Partili biriyim. Partim barajın altında kaldığında aktif siyasete girdim. Benim dedemin, babamın partisi.. Bir yere gitmem söz konusu değildir. İkincisi, aktif siyaset artık benim için yaş itibariyle bitmiştir noktayı koydum. Ama şunu söyleyeyim yeni yeni partiler niye böyle pıtrak gibi çıkar? Ülke yönetilemiyor, dünya da yönetilemiyor.

KENTİN İÇİN Mİ SİYASET, KENDİN İÇİN Mİ SİYASET
Zor geçinen insanlar, ekmeğini zor bulan insanlar. Tabii ki siyasete zaman bulamıyor. Çok iyi geçinen çok zengin olanlar da siyasete ihtiyaç duymuyor. Eskiden orta sınıf dediğimiz işte sevilen, sayılan insanlar, öğretmen, avukat, doktor, mali müşavir gibi.. Onlar siyaset yapıyordu. Sonra bu kesim özellikle esnaf ve çiftçi öyle bir naçar kaldı ki. Ve sayıları azaldı, ekonomik durumları düştü. Bugün orta direk dediğimiz kesimin büyük çoğunluğu eski güçlerini kaybetti. Ve bu insanların bir özelliği daha vardı. Çoğunluğu siyaseti kendisi için değil, kenti ve ülkesi için yapardı. Siyasette şöyle bir sıralama var. Ülke için, kent için,  millet için, kendin için mi yapıyorsun? Ama bu sıra bozuldu. Siyasete giren adam ben ne olacağım diyor.. Yozlaşma var. Daha da önemlisi 68 kuşağının 12 Mart'ta gördüğü darbe ve 78 kuşağının 12 Eylül'de gördüğü darbeden dolayı anne babalar çocuklarına “aman oğlum siyasetle uğraşma, aman kızım siyasetle uğraşma” dediler. Sonuçta bugün siyasetle uğraşan kesimde bir zayıflama oldu, erozyona uğradı.

KÖTÜ GİDİŞİN NEDENİ İNSAN KALİTESİ
Başarılı insanların, iş yapabilecek, yöneticilik yeteneği olan, belli konularda uzmanlaşmış insanların, hayatın içinde olan insanların, üreten insanların siyasete girmesi gerekir. Siyasetçinin niteliği ne kadar artarsa, ne kadar zenginleşirse ülke de o kadar iyi ve doğru yönetilir. Gelir dağılımında da adalet sağlanır.
Türkiye’nin durumunu sadece iktidara bağlamamak gerek. Siyaset yapan insanların niteliğine bağlamalısınız. Yani bunu her partide siyaset yapan insanların niteliğine bağlayabilirsiniz.

MECLİS ÜYELERİNİ, KOMİSYON ÜYELERİNİ HEP BEN BELİRLEDİM
Ben çalışacağım meclis üyelerini, komisyon üyelerini hep belirledim. Listeyi yapar veririm. Bana kimse müdahale etmezdi.
Bir gün yine komisyon listesi yaptım. Verdim listeyi, dediler ki demokratik olmadı. Ben de dedim ki, “Ha unuttum söylemeyi, listelerin ilk sırasındaki arkadaşlar başkan olacak”.. Benim zamanımda böyleydi. Neyse aradan zaman geçti. Bir arkadaşımız bir komisyondan istifa etti. Partimdeki arkadaşlara “bu kez buyurun siz seçin” dedim. 20'ye yakın aday çıktı. Rahmetli olan bir meclis üyemiz elini kaldırdı “Başkan biz birbirimize gireceğiz. Sen birini söyle o olsun…”.
Demokratik olunca böyle oluyor. Kavgalı oluyor.

BİR KEZ RÜŞVET TEKLİFİ ALDI
Komisyon üyeliğine girmek için çaba gösterilmesinin rantla ilgisi yok. Benim zamanımda parayla pulla bir şey olmaz. Hiç bana rüşvet, para teklif edildi mi diye soruyorsunuz. Bana bunu direkt teklif edemezler. Bir seferinde oldu. Büyük bir arazinin imarıyla ilgili geldi. Yaşlı başlı da bir abimiz… Yanında benim tanıdığım bir arkadaş bulmuş bir vesile oldu. Bana okul yaparım, bağış yaparım gibi laflar etti. Elinden tuttum valiliği gösterip eğitime bağışı valilik kabul ediyor dedim. Birlikte geldiği tanıdığım arkadaş sonra özür diledi. Ben böyle bir şey olacağını bilmiyordum diye. Ben hiç bağış da kabul etmedim. Ettiğin zaman bir fırsat doğuyor.

KILIÇDAROĞLU’NA ALTYAPI ŞİKAYETLERİ
İzmir bir çanak kent. Bütün yağan yağmurlar Körfez’e gider. Yağmur sularını ayırmak için proje yaptık. Ana arterlerde başladık. Problem olan Bostanlı ve Poligon Deresi'nin üstlerini ağaçlandırdık. Homeros Vadisi'nde 17 tane gölet yaptık. Göletlerde suyu yavaş akmasın yavaşlatarak getiriyoruz. Bostanlı Yamanlar da aynı şekilde. Şuraya geleceğim. Bu altyapıyla mümkün mü? Yağmur suyu, pis su ayrıştırılması. Bizim zamanımızda proje yapılmıştı. Biz de başlamıştık. Büyükşehir Belediyesi devam ediyor. Olanakları nispetinde.

İNCİRALTI PLANLAMASI
Biz planladık biliyorsunuz. Kültür Turizm Bakanlığı burayı turizm alanı ilan etti. Eğer bizim yaptığımız plan doğrultusunda yapılırsa iyi olur. Tabi ki rant olacak. Ama aşırıya kaçılmazsa… Koruyarak düşük yoğunluklu bir çalışma yapılırsa İzmir'in kalkınmasında çok büyük bir kaldıraç olur. Hem de buradaki vatandaşlar mağdur olmaz. Sağlık tesisi ağırlıklı bir çalışma olsun dedik. O şekilde yapılırsa kent için de, ülke için de yararı olur.


YORUMLAR

  • 0 Yorum