KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜ, RANTSAL DÖNÜŞÜM MÜ?

Fatma BAŞALP AKÇAY


İzmir depreminin üzerinden 10 gün geçti. 

Arama kurtarma çalışmaları bitti, yardım çadırları kuruldu, yardımlar ülkemin dört bir yanından güzel İzmir’ime yağdı, yardım paraları toplandı.
AFAD-belediyeler-emniyet-jandarma-çeşitli STK’lar ve halkımız tek bir yumruk olup çok büyük bir dayanışma ile depremden zarar gören insanlara kol kanat gerdiler.
Binaların molozları uygun yerlere taşındı.
Hasarlı-hasarsız bina tespitleri devam ediyor. Yeni konutlar için uygun yerleşim alanı bulundu.. Ve bir kaç tutuklama haberi...

Yıkılan binalardan sorumlu 9 şüpheli kişiden 7'si tutuklandı. Savunmaları ise “o dönemin mevzuatına göre binaların yapıldığı” yönünde oldu.

Kaybettiğimiz 115 hayatın ve en az bir o kadar onlara bağlı yaşamın, umudun, hayallerin, emeğin toz bulut içinde kaybolmasının vebalinin faturası sadece 7 kişiye kesildi.

***

Bayraklı-Manavkuyu bölgesi şu an kurumuş ve eskiden Halkapınar gölünün olduğu bölgenin üzerine inşa edilmiş pek çok yüksek katlı pahalı-gösterişli binalarla dolu.
Fakat zeminin altı bataklık-çamur niteliğinde.
Buraya yapılması gereken binalar kazık temel sistemi niteliğinde yapılmalı veya yapılmış olmalıydı. 

Aslında bu sistem sadece Bayraklı bölgesi için değil aynı zamanda doldurma zemin özelliği gösteren Mavişehir-Atakent bölgesi için de geçerli.

Fakat kazık temel sistemi maliyetli olduğu için müteahhitler tarafından tercih edilmiyor.
Genelde duvar altı temeli denilen beton temel binalarda uygulanıyor. Fakat bu temelin uygulanabilmesi için zeminde süreksizliklerin olmaması gerekiyor.

Kazık temel ise gevşek zeminli yani süreksizliklerin olduğu bölgelerin (balçık, alüvyon, dolgu, moloz gibi ) derinlerinde sağlam zemin bulunana kadar kazığın çakılması ile yapılıyor. Böylece herhangi bir depremin yarattığı enerji sağlam temel ve kolon-kiriş elemanları ile aktarılarak bina tarafından soğurulabiliyor.

İşin teknik kısmı ile tabi mevzu kapanmıyor.
Tamam, o zamanın müteahhitleri o zamanın şartları ile bu binaları yapmış olabilir fakat 1999 Düzce depreminden sonra başlayan kentsel dönüşüm programı ile bu bozuk yapılar zamanında tespit edilseydi bu kadar insanımız can ve mal kaybına uğramayacaktı.

Sanırım kentsel dönüşümü bizler biraz da rantsal dönüşüm olarak algıladık. 

Binaların yenilenme projesini sadece görüntü, şekil,estetik olarak düşündük. Hiçbirimizin aklına; "Bu binanın temeli kazık temel midir? Radye temel midir yoksa yüzeysel temel midir?" diye sormak gelmedi. 

Onun yerine "mutfak kaç metrekare, balkonu var mı" diye sorularımız yüzeysel kaldı.

Gerekli kontrol-denetim mekanizması da kağıtlarda kalınca yine bize göz yaşı düştü...

Depremden sonra gerek belediye gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, "İzmir’de depreme dayanıklı konutlar yapılabilmesi için yeni alanlar yaratılacak" dedi. 

Yeni yerleşim yerlerinin İzmir’in dağlık alanlarına yapılması gerekiyor. Zaten düz alanlarda yer kalmadı. Nüfus çok fazlalaştı. Yollar yeterli gelmiyor. 
Nüfus fazla-talep fazla diye yapılan Avm’ler şehri daha boğucu hale getirdi.
İnsanlar; AVM’ler var, okul var, pazar var yani merkez özelliğinde diye o muhitlerde ev almak ya da kiralamak istedi. Yani talep patlaması oldu ve evlerin fiyatları afaki seviyelere çıktı ve çıkıyor..
Artık milyon telaffuz etmek çok normal hale geldi.

İyi de nasıl alacak insanlar milyon milyon bu evleri?

Oysa yeni yaşam merkezleri kurulsa, buraların alışveriş alanları, pazarı, okulu, camisi, kültür-sanat merkezleri, spor alanları, gerekli alt-yapı hizmetleri olsa insanlar bu taraflara yönlendirilse nasıl olur....

Bu değişimin  kentsel dönüşüm ile 20 senede çoktan başlamış olması gerekirdi. Fakat kentleri değiştirmek yerine sadece binaları değiştirip altlarını market, banka doldurmak herkesin işine geldi.

Altını çiziyorum....
Herkesin işine geldi...

Her seferinde taşın etrafından geçip gitmeyi değil ülkecek taşı kaldırmak ve biraz da elimizi taşın altına koyma zamanımız geldi geçiyor bile...

Bu değişimi başlatamazsak daha çok insanımıza hep beraber oturup ağlarız...20 gün sonra da çağın getirdiği hız ve telaşla unutur gideriz.

Bu sefer çocuklarımızı ve onların masum dünyalarının hayallerini unutmayalım....