Mehmet Asil YILMAZ

Mehmet Asil YILMAZ


ÖZGÜRLÜK EKMEKTEN TATLI, GÜNEŞTEN GÜZELMİŞ

17 Haziran 2021 - 13:20

İnsanoğlu var oluşundan bu yana çok sayıda bitkisel ve hayvansal kökenli, gerek endemik, gerek epidemik, gerekse de pandemik düzeyde salgın hastalıklara karşı mücadele ederek, bugünlere gelmiştir. Bu mücadele sırasında da çok sayıda insan yaşamını yitirmiştir.

Yaklaşık bir buçuk yıldan beri dünyadaki insan yaşamını alt üst eden, çok çeşitli sorunlara yol açıp, milyondan fazla ölüme yol açan Korona Virüs’ten önce, geçmişte de insan sağlığını tehdit eden bazı salgın hastalıklarla ilgili bilgi vermek istiyorum.
Ancak Korona Virüs, bizlere Dostoyevski’nin dediği gibi “özgürlük ekmekten de tatlıymış, güneşten de güzelmiş.”
 
***
 

  • MANTARİ HASTALIKLAR:
“Mantari hastalıklar salgınlara neden olmaz diye düşünmeyin, geçmiş yıllarda mantari hastalıkların verdiği zarar nedeniyle milyona yakın insan ölmüştür. Bana göre, insanlar dünyaya, bitkilere tanrı tarafından misafir olarak gönderilmişlerdir. Bitkiler de insanoğlunun ve diğer canlıların ekmek teknesi olduğuna göre, eğer bitkiler kurursa, kurutulursa, ölürse veya yok edilirse, insanlar başta olmak üzere, hayvanlar da beslenemedikleri için açlıktan ölürler.
Bu çerçevede insanlık tarihine geçmiş öldürücü iki bitkisel hastalık olan “Gövde Pası” ve “Patates Mildiyösü” ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum.
  • GÖVDE  PASI:
     “’Milyonlarca yıl çayırları, çimenleri ve hububatı yok ederek, insanları (Aristotle's-384-322 /, yani Tevrat dönemi) açlığa mahkum eden bir hastalıktır. Diğer bir adı ise Karapas’tır. (Kınacık Hastalığı)
  • PATATES  MİLDİYÖSÜ:
“Geçmiş yıllarda insanların ölümlerine sebep olan ikinci mantari hastalıktır. Mildiyö hastalığının amili İrlandalıların geçim ve beslenme kaynağı olan patatesleri yok edince, 1845 -1852 yılları arasında bir milyonun üzerinde İrlandalı açlıktan ölmüştür. Sağ kalan İrlandalılar da çeşitli ülkelere göç etmişlerdir. Patates Mildiyösü mağduru olup Amerika’ya göç eden ailelerden biri de Kennedylerdir
İnsanoğlunu tehdit eden salgın hastalıklar bir diğer hastalık grubu da “Bakteri Hastalıklarıdır”.
  • TÜBERKÜLOZ
Bunlardan en dikkat çekeni halk arasında “ince hastalık” olarak bilinen verem veya tüberkülodur.   Verem hastalığının etmeni Mycobacteiumm tubrculosis adlı bakteridir. Tuberculosis hastalığı çok bulaşıcı, salgın bir enfeksiyon hastalığıdır. Avrupa’da 1600’lü yıllarda başlayan ve yaklaşık 200 yıl süren verem salgınında çok sayıda kişi yaşamını kaybetmiştir.
  • VEBA
“Veba halk arasında “kara ölüm” olarak bilinir. Vebaya Yersinia pestis bakterisi neden olmaktadır. Bu bakteri dünyada 1346-1353 yıllarında 100 milyon civarında  insanın ölümüne sebep olmuştur.
  • KOLERA
    Kolereya Vibrio cholerae bakterisi neden olmaktadır. Bu hastalık, savaşan toplumlarda, savaş sırası ve sonrasında veya afetler sırasında yoksul ülkelerde yaygın olarak görülür.        
 
  • SITMA
Bu Hastalık ilk olarak M.Ö.460-370'li yıllarda Antik Mısır’da görülmüştür.
 
  • UYUZ
            Uyuz hastalığına, vücudumuza yerleşmiş küçük boyutlardaki akarlar neden olur ve vücudumuzda beslendiği süreçte kaşınmaya neden olup, huzursuzluk yaratan bulaşıcı bir cilt hastalığıdır.
 
  • İSPANYOl  NEZLESİ     
   
Virüs, diğer salgın hastalık etmenlerine göre, konukçularına en fazla zarar veren ve konukçularına da çabukça ve kolayca bulaşabilen en tehlikeli hastalıklardan biridir. Virüs tek hücreliden, file kadar her canlıyı öldürebilecek güçte bir patogendir.
Bugünün koşullarında hiçbir bilim adamı bu etmenlere karşı çok etkin olarak kullanılan bir kimyasalı henüz keşfedememiştir
            
  • KORONAVİRÜS (GÖR ONU VİRÜSÜ)

İspanyol Nezlesi salgınından yıllar sonra insanoğlu, yaşamını tehdit eden, çok tehlikeli bir virüs hastalığıyla daha karşı karşıya gelmiştir. Bu virüs elektron mikroskobu altında incelendiğinde partiküllerinin taca veya çelenge benzemesinden dolayı bilim adamları bu virüse “Corona” adını vermiştir.
Korona Virüsüne ben  “Gör Onu Virüsü” adını  verdim.  Gör Onu  Virüsü, yıllar boyu mutasyona uğraya uğraya hastalık yapma şiddetini ve gücünü artırarak, bugünlere kadar gelmiştir. 
Korona Virüsü, bana göre, İspanyol Virüsü’ne oranla kat be kat saldırgan, tehlikeli ve ölümcül bir virüs hastalığıdır.
            Korona Virüsü ilk defa 1930 yılında tavuklarda görülmüştür.  1960 yıllarında da insanlarda varlığı saptanmıştır.  
Yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulara göre bu virüs, grip, nezle, sars,  ve mers virüslerinden daha müptezeldir ve daha çok bulaşıcıdır. Ve suni ortamlarda daha fazla süreyle kalıcıdır. İnsanları hasta eden Korona Virüsü’nün altı türü ve bir türünün de iki alt ırkı olduğu saptanmıştır. Sizin aklını fazla karıştırmak istemiyorum ama bu altı türün ve iki ırkın her zaman mutasyona uğrama olasılığı vardır. Bu nedenle her mutasyon sonucunda da ırklar daha tehlikeli hastalık yapma şiddetine erişerek, insanlığa daha fazla zarar verir. 
Eğer her virüs ırkına ayrı ayrı aşı üretilmez ise Korona Virüsü türleri, ırkları yine insanları öldürmeye devam edecektir.
Korona Virüsü; Ateş, öksürük, nefes darlığı ve her iki akciğerde zatürre oluşturup, bunların yanında vücuda çok daha fazla zarar verme gücüne de sahiptir. Ayrıca,  infekteli, yani hastalık bulaşmış insanların bağışıklık sistemini ve metabolizmasını yerle bir etmektedir. Bu arazlar sonucu insanlar şanslı ise hastalığı yeniyor, şanslı değilse yaşa, cinsiyete ve titre bakmadan hakkın rahmetine kavuşuyor. Bu nedenle hastalığın bulaşmaması için aşılama olayı büyük önem taşımaktadır.

Bu arada çeşitli nedenlerle ülkemizde de salgın halde insanlara bulaşıp, binlerce canın yitirilmesine neden olan Korona Virüsü, toplumun sosyal yaşamını da felç etmiş, ekonomik sorunlar doğurmuştur.
Bunun yanında gençlerin eğitimi aksamış, sokağa çıkma kısıtlaması nedeniyle özellikle de 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri kişiler günlerce evlerine hapsolmuşlardır.

Meğer Dostoyevski’nin dediği gibi “özgürlük ekmekten de tatlıymış, güneşten de güzelmiş.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum