“Kadın Cinayetleri: Yeni Bir Moda mı?”
Mehmet Asil Yılmaz
Moda deyince önceleri giyim kuşam gelirdi; saç rengi, elbise rengi, etek uzunluğu ya da kısalığı, saç boyası gibi detaylar gelirdi
Televizyonlarda şiir okuma, şehrin belirli sokaklarında yürüme, belirli saatlerde uyuma, hanımların televizyonlarda dedikodu yapması da moda sayılırdı.
Ama şimdilerde, özellikle son yıllarda, kadın cinayetleri adeta bir “moda” hâline geldi.
Televizyonun karşısına geçip haberleri dinlediğinizde, neredeyse her gün olmasa da hafta içinde mutlaka “Falanca kadın eski kocası tarafından öldürüldü”, “Eski arkadaşı tarafından katledildi”, “Yalnız yaşayan bir kadın evinde ölü bulundu” ya da “Koruma altında olmasına rağmen bir kadın sokak ortasında öldürüldü” gibi haberlerle karşılaşıyorsunuz
Bu haberleri duyunca insan hem insanlığından utanıyor hem de yetkililere şu soruyu sorma ihtiyacı hissediyor: Koruma talebi olan kadınlar hâlâ neden öldürülüyor?
Ben de soruyorum: Güvenlik güçleri, halkın canını ve malını çağdaş ülkelerdeki güvenlik güçleri gibi koruyamayacaksa, o zaman kadınlarımızı, kızlarımızı, vatandaşlarımızı kim koruyacak?
Bizim çocukluğumuzda bir kocanın cinnet geçirip karısını öldürdüğü duyulurdu; o da çok nadir olurdu. Ama şimdi kadının öldürülmesi adeta sıradanlaştı. Bu durum, Orta Çağ’dan kalma bir anlayışın günümüze yansıyan artıkları gibi görünüyor.
Niye öldürüyorsun karını ya da kız arkadaşını? Madem anlaşamıyorsun, madem beğenmiyorsun; sende şeref, vicdan, haysiyet ve onur varsa bırak gitsin. Hani erkekliğinle övünüyorsun ya; o zaman boşan ya da ayrıl, sen de hayatını yaşa. O kadın da hayatının kalan kısmını istediği gibi yaşasın.
Size çok yakından tanıdığım bir komşumun oğlundan bahsedeyim. Fakir bir ailenin çocuğuydu. Yüksekokulu bitirdi, polis oldu. Zamanla bir doktor hanımla evlendi. Doktor hanım Adanalıydı ve Adana’da bir sağlık ocağında görev yapıyordu. Anlaşarak evlenip mutlu bir yuva kurmuşlardı. Polis İstanbul’da, eşi Adana’da görev yapıyordu; hafta sonları gidip geliyorlardı.
Bir süre sonra polis bu yolculuğun zorluğuna dayanamayarak Adana’ya tayin istedi. Tayini de çıktı. Doktor hanım bir hafta sonu annesinin yanına ekmek yapmaya gitmişti; hem annesine yardım ediyor hem de eşinin gelmesini umutla bekliyordu
Doktorun bir ablası vardı; eşinden ayrılmıştı. O gün abla ve anne ekmek yaparken kapı çaldı. Kapıyı açtıklarında ablanın eski eşi içeri girdi ve ablayı dövmeye başladı. Doktor araya girdi. Adam, doktoru bıçaklayarak öldürdü; annesini de öldürdü, ardından karısını da bıçaklayıp kaçtı.
Polis, Adana’ya eşinin yanına değil, cenazesine geldi .Şimdi soruyorum: Bu vicdansızlar yüzünden ülkemizde kaç hayat söndü ya da kaç hayat daha sönmeye devam edecek?
Televizyonlarda dinlediğimiz başka kadın cinayetleri de var; saymakla da bitmez. Gittikçe artan bu cinayetler insanlığı derinden üzüyor ve toplumun hafızasına kazınıyor: Özgecan Aslan, Şule Çet, Münevver Karabulut, Ayşe Paşalı ve Başak Cengiz, Narin gibi isimler bu cinayetlerin acı örnekleri ve her geçen gün de yenileri de maalesef ekleniyor …..
Bununla beraber kadınları, kızları ve eşleri koruyan çok önemli kanunlarımız var; 6284 sayılı Kanun gibi.
Bu kanun, kadına karşı şiddetin önlenmesi ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla çıkarılmış
Ancak anlamadığım şey, bu kanunun güçlü yaptırımları olmasına rağmen kadınların hâlâ öldürülmeye devam etmesidir.
Ya bu yaptırımlar gerektiği gibi uygulanmıyor ya da uygulansa bile yeterli koruma sağlanamıyor.
Biz vatandaşlar için sonuç önemlidir. Eğer bir ülkede “ben namusumu temizledim” anlayışı hâkimse ve bir insan işlediği cinayeti meşrulaştırabiliyorsa, bu şiddet olayları önlenemez.
Ayrıca “namus”, “hovardalık”, “çapkınlık” gibi kavramların erkek için önemsiz, kadın için ise alnında bir leke olarak görüldüğü sürece ; erkeklerin bu davranışları nedeniyle övüldüğü bir toplumda, bu zihniyet değişmedikçe bu cinayetler sıradanlaşır gider.
Kadınlar erkeklerle eşit görülmediği sürece, erkek baskısı sürdüğü sürece, kadınların ekonomik özgürlüğü olmadığı sürece ve kız çocuklarına erkek çocuklar kadar değer verilmediği sürece bu şiddet olayları devam eder gidetr
Basına yansıyan istatistiklere bakıldığında, hakkında koruma kararı alınmış kadınların bile öldürüldüğü görülmektedir. Bu durum, hukuk ve kolluk kuvvetlerinin kadınları korumakta yetersiz kaldığını ve uluslararası sözleşmelerin uygulanmasının hayati önem taşıdığını göstermektedir.
Türkiye’de kadın cinayetleri; çoğunlukla eşler, eski eşler ya da reddedilen erkekler tarafından işlenen sistematik bir şiddet sorunudur. İsimler değişiyor ama hikâyeler aynı kalıyor.


YORUMLAR