Mehmet Asil YILMAZ

Mehmet Asil YILMAZ


BİLİM İNSANLARIMIZ GİDİYOR, 'DUR' DİYEN YOK

24 Ağustos 2021 - 17:10

İnsan durduk yere evini, yuvasını, eşini, dostunu, en önemlisi de yurdunu terk ederek, başka ülkelere göç eder mi?
Etmez elbette.
Eğer göç ediyorsa, demek ki bir sebebi vardır.
Bugünlerde ülkemize akın akın gelen düzensiz göçmenler var ama benim şuan üzerinde durduğum konu, gelenler değil, gidenler. Yani ülkemizi terk edip, başka yerlere göç etmek zorunda kalan bilim insanlarımız. 

Bilim insanlarını göç etmeye zorlayan koşullar oldukça fazladır. Bunların başında da çalıştığı kurumda gerekli değeri görmeyişi geliyor. Bilimsel araştırmalarına destek olunmuyor, çalışanlar arasında kayırmacılık yapılıyor, özgürlükleri kısıtlanıp, yarınlarından endişe duyuyor ve ekonomik gelirleri de yeterli olmuyorsa, elbette ki kim olursa olsun, önüne çıkan daha iyi teklifleri değerlendirerek başka ülkelere gider. Kimse kusura bakmasın. Altının değerini en iyi kuyumcu anlar. Anlamayan da elindekinden olur. Tıpkı bizim ülkemiz gibi.
Biz bu harekete moda tabirle “beyin göçü” diyoruz. Başka ülkelerde el üstünde tutulan bilim insanlarımızın bir kaçının ismini sayacak olursak; Gazi Yaşargil, Aziz Sancar, Oktay Sinangil, Uğur Şahin- ÖzlemTüreci, Naşide Gözde Durmuş, Canan Dağdeviren, Neva Çiftçioğlu Banes, İzzettin Kenişi ve Emrah Altındiş’i örnek olarak gösterebiliriz.

Beyin göçüne neden olan ya da eğitim gördüğü yabancı ülkelerden geri dönmeyen bilim insanlarımızın ileri sürdüğü gerekçelerden biri de kendilerine sunulan olanaklardır.
Yurt  dışında master ve doktora çalışmasını veya araştırmalarını tamamlarken, dünya çapında buluşlar yapan, üstün zekalı, becerikli bilim insanlarımıza, çalıştıkları kurum ve kuruluşlar tarafından çok cazip olanaklar sunulmaktadır. Bu da onların Türkiye’ye dönmelerini engellemektedir. 

Bazı bilim insanı arkadaşlarımız da memleket hasreti galip geldiğinden geri dönerek, bazı kamu kurumlarında çalışsalar da zaman içinde kurumları tarafından araştırma yapma imkanları kısıtlanıp, çalışanlar arasında kıskançlık ve çekememezlikler de orta çıkınca, geldikleri yerlere geri dönmüşlerdir.
Bu konuda kimse kusura bakmasın.
Geri döndükleri için de bu insanları suçlamasınlar. Suç, bu insanlara sahip çıkamayan kurumların yöneticilerindedir.

Mesela; Dr. Esen Ercan Alp, Dr. Ali Erdemir, Dr.  Değer Tunç, Dr. Aytekin Bilgin, Veteriner Dr. Ömer Muharrem Çakırer gibi bilim insanlarımız da buna benzer nedenlerle kendi ülkelerinde çalışma imkanı bulamayıp gurbete gitmek zorunda kalanlardandır.

***
Burada tanıdığım, bildiğim üç bilim insanımızın kişisel olarak yaşadıklarını anlatarak, konunun daha gerçekçi bir bakış açısıyla algılanmasını istiyorum.
Ali Erdemir, Amerika’da lisansüstü eğitimini tamamladıktan sonra yurda döner ve askerlik görevini bitirince iş aramaya başlar. Bu arada tanıdığı bir milletvekilinden de yardım ister. Milletvekili uzun uzun Erdemir’i dinledikten sonra ona, “Siz İngilizce biliyorsunuz, bu bakımdan bir otelin resepsiyonunda çalışmanızı öneririm” der.
Kendisine iş verilmeyen veya iş vermeyip, kıymetini bilmediğimiz Ali Erdemir, milletvekiline teşekkür ederek oradan ayrılır ve Amerika’ya geri döner. 
Ali Erdemir, ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı Argon Laboratuvarı’nda çalışmalarına başlar. Keşfettiği karbon kaplama teknolojisiyle de Tribolojinin Alimi bir Türk bilim insanı olarak bilim tarihine adını yazdırmayı başarır. Ali Erdemir ayrıca  ‘Uygulamalı Bilimin Nobel’i olarak adlandırılan ‘R&D100’ ile 1999’da da ‘Discover Awards Ödülü’ne layık görülür. Sorarım size şimdi hangi ülke kazandı, hangi ülke kaybetti?

***
Değer Tunç, babasının ısrarı üzerine 1976 yılında İzmir’e geri döner ve Ege Üniversitesi’nde asistan olarak göreve başlar ama zamanı geldiğinde bölüm başkanı Değer Tunç’a doçentlik kadrosu vermekte tereddüt ederek, sorun  çıkarır. Değer Tunç da fakültede huzursuz olur ve defalarca kendisine “geri döner misin?” diye teklif mektupları gönderen Johnson&Johnson şirketine “geliyorum” diye cevap verir. Çalıştığı kurumun başkanı Deşer Tunç’u önceden görev yapmış olduğu biriminin başına lider araştırmacı olarak görevlendirir.
Değer Tunç dünya çapında sayısız bilimsel patent alan bir bilim insanıdır. Dünyada ilk defa protezlerde kullanılan platin çivilerin yerine geçen kemik çivileri de bulan kişidir. Ancak kendisi torpil peşinde koşan, yağcı biri değildir. Adam gibi bir bilim insanıdır. Ülkesi, Değer Tunç’un kıymetini bilemedi. Ama Amerikalılar bildi. Kaybeden yine Türkiye, kazanan da yine Amerika oldu.

***
Aytekin Bilgin. Kendisi Tarsusludur. Erzurum Ziraat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışı sınavlarını kazanarak master ve doktorasını yapmak üzere benim de eğitim gördüğüm Rutgers The State Üniversitesi’ne geldi. 
Eğitimine bu üniversitenin Toprak Bölümü’nde ünlü bir hocanın yanında başladı. Aytekin Bilgin içine kapanık biriydi ama çok çalışkan olduğu için bölümünde el üstünde tutuluyordu. Master ve doktora araştırmalarının konusu ise Alaska topraklarıyla ilgiliydi. Bu nedenle zaman zaman Alaska’ya giderek çalışmalarını sürdürüyordu. Alaska’dan her dönüşünde de bize gelir, saatlerce Alaska’yı, Alaska günlerini anlatırdı. Bir ara yaz tatilinde Tarsus’a gittiğini, sevdiği bir kızla nişanlandığını ve bu süreçte bölümü ile ilgili bazı fakültelerde de iş aradığını ama bulamadığını söylemişti. Aytekin Bilgin kısa sürede doktorasını tamamladı ve California’daki büyük bir üniversitede yüksek bir maaşla araştırmacı olarak işe başladı. Çok başarılı ve üstün zekalı olduğu için kısa sürede sevilmiş, kendisine bir ev verilip, geniş kapsamlı araştırma olanakları sunulmuştu. Ancak bu arkadaşımız bir rivayete göre bulunduğu şehirde Asala örgütü tarafından öldürülmüştü, bir başka rivayete göre de nişanlısı kendisinden ayrıldığı için olayı içine sindirememiş ve intihar etmişti. Bu konu benim bildiğim kadarıyla bunca yıl aydınlanmadı veya aydınlatılamadı. Aydınlandı ise de biz bilmiyoruz. Eğer yaşasaydı, kesin ‘Toprak dehası bir Türk’ diye, Toprak Bilim Tarihine geçerdi.

Bu arada Aytekin Bilgin Türkiye’de iş aradığında eğer bulmuş olsaydı, mutlaka evlenirdi ve yurduna da geri dönerdi.

***
Başımdan geçtiği için biliyorum; İnsanın evinden, yurdundan ayrılması kolay mı zannediyorsunuz?
Hiç de kolay değil. Bu soruyu Türkiye’ye geri dönmeyen samimi arkadaşlarıma da sordum. Onların cevabı ise, “Ülkemizin güneşinin, mehtabının, havasının, suyunun hep özlemini çekeriz. Hatta gölgesinde oturduğumuz ağaçların bile kokusunu duyumsarız” oldu. Ardından da, “doğduğumuz, büyüdüğümüz, bunca yıl ekmeğini yiyip, suyunu içtiğimiz memleketimize hizmet edememenin ezikliği yaşıyoruz” dediler.  

O zaman buradan soruyorum; ülkemizden ayrılmak isteyen bu değerli bilim insanlarımıza neden sahip çıkılmıyor? Neden onlara, diğer ülkelerdeki gibi çalışma ortamı ve yaşam koşullarını sağlanmıyor? Ve yurt dışındaki bilim insanlarımızın gönüllü olarak geri dönmeleri için uygun teklifler yapılıp, çalışma kolaylığı sağlanmıyor? Neden?

***
Kısacası; ülkemizde eğitimli, nitelikli, üstün zekalı, çalışkan ve becerikli bilim insanlarına uygun çalışma ve yaşam olanakları sunulmaması nedeniyle, yıllardır bu değerlerimiz İsviçre, İsveç, Kanada, Finlandiya, İngiltere, Avusturya, Avusturalya gibi gelişmiş ülkelere göç ettiler. Hala da ediyorlar. Bir ülkede ne kadar çok nitelikli araştırma yapılırsa, ne kadar çok buluş gerçekleşirse o ülkede yaşayan insanların da, hayvanların da yaşamları daha müreffeh ve huzurlu olur. Ancak bizim ülkemizde hep bilimsel araştırma ve sanayiye yapılan yatırımlarının eksikliğinden şikayet ediliyor. Oysaki sorun ortada. Çözümü de belli.
Bu bakımdan yöneticilerimize önerim; gelişmiş ülkelerde bilim insanlarına sunulan olanakların aynısının ülkemizdeki bilim insanlarının yanı sıra geri dönmeyi düşünenlere de sunulması gerekir. Bunun için yasal düzenleme gerekiyorsa da ivedilikle yapılmalıdır. Ülkesine dönen bilim insanlarımıza araştırma kurumlarında üst düzey sorumluluk verilmeli veya olanaklı hale getirilmelidir. Ayrıca yeni üniversitelerin açılmasının durdurulması, ihtiyaç fazlası üniversitelerin de kapatılması, sanayi ve tarımsal kalkınmalara ağırlık ve yön verilmesi gerekmektedir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum