100 milyon insanın ölüm rakamı Birinci Dünya Savaşı'nda ölenlerden çok daha fazlaydı. Amerikalı asker ölümlerinin %80’i griptendi. Daha sonraki yıllarda yaşanacak olan 1957 pandemisinde %0.02-0.03 ve 1968 senesinde %0.01-0.02 dolaylarında olan ölüm oranı, 1918 de %2.5 idi. Demek 1918 salgını, kendisinden sonra gelecek iki salgından en az 100 kat daha öldürücüydü. Bir başka özelliği de ölenlerin esasen sağlıklı genç erişkinler olmasıydı.

1918’de sorumlu virus, mutant bir İnfluenza A idi. 1918 virusunun ciddi organ hasarı ve çok ağır bir hastalık yanıtına yol açan bir gen dizilimine ve hızlı replikasyon(üreme) kabiliyetine sahip olduğu aşikardır. Bu durum ancak, vücut korunma sistemi çok kuvvetli kişilerde, kendilerine zarar verecek bağışıklık bir yanıtını tetiklemektedir. Yani sağlıklı genç erişkinler. Bugünkü etkenin tam tersi yani.

1918 pandemisi aslen İspanya’da başlamamıştır. Ancak İspanya büyük harbe katılmamış ve haberler ülkede sansürsüz olarak yayınlanmaktadır. Bu nedenle grip haberleri de dünyada sadece sansür olmayan İspanyol basınında yer almaktadır. Bilgiler buradan dağıldığı için, isim İspanyol Gribi olarak kalacaktır.
O dönemde tıp bugünkü bilgilerine sahip değildi. Virüsler yeterince bilinmiyordu, dönem mikropların yani bakteriyoloji dönemiydi. Doktorlar bilmedikleri virüslerle değil bildikleri bakteri infeksiyonlarına odaklandıkları için, muhtemelen yanlış hedefler belirlenmişti. Zaten savaş ortamı olduğu için, bugünkü komplo teorileri o zaman da ortalıkta dolaşıp duruyordu. Günümüzde bilim insanları bu tür salgınların çıkış yeri olarak çoğunlukla Güneydoğu Asya’yı gösterse de, 1918 de ilk olgular Amerika’dan bildirilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda durum
İstanbul gazeteleri hastalık hakkında haberler vermektedir. Hastalık, İspanyol nezlesi olarak yazılmaktadır. Pandeminin ilk dalgası art 1918’de başlayıp Ağustos ayına kadar sürmüştür. İlk dalga, sonradan görülecek olan ikinci dalgaya göre pnömoni (zatürre) açısından daha hafif geçmektedir. Hastalığın ilk dalgası İstanbul’a yaza doğru ulaşmıştır. İlk dalganın genellikle birkaç günlük yüksek ateş ve hafif şikayetlerin ardından düzelmesi, birçok kaynakta Üç Gün Humması olarak da geçer. Ancak bu tanımlama son derece kaba bir isimlendirmedir, bu şekilde birçok hastalık sağlıklı insanlarda birkaç günde kendiliğinden geçebilen ateş ile görülmektedir. Ülkenin birçok yerinde ateşli hastalık yaygındır. Halep, Hicaz, Suriye, Filistin vs ülkenin birçok yerinden bildirimler gelmektedir. Özellikle asker arasında çok yaygındır. Atatürk de o dönemde ateşli hastalıklar geçirmiştir. Doktorlar İstanbul gazetelerinde, (aynen şimdiki gibi) her Üç Gün Hummasının, illa İspanyol nezlesi olmayacağını tartışmaktadır.

Aralık 1918 ise ikinci dalganın İstanbul’u etkilediği zamandır. Manşetler ‘’İspanyol Nezlesi tekrar başladı’’ şeklindedir. Grip ihbarı mecbur bir hastalık değildir. Hükümet mektepleri, sinema, tiyatro ve gazinoları kapatır. Detaylı incelendiğinde pandeminin yayılımında asker hareketleri ve ticari nakliyelerin önemli rolü olduğu anlaşılacaktır. Ocak 1919 tarihli Vakit gazetesi pandeminin sanki azalmakta olduğunu ve halkı normal yaşama dönmeye davet etmektedir.

Salgın İstanbul’da 1919’un yarısına dek sürmüştür. İzmir’in ve İstanbul’un işgalini, Atatürk ve arkadaşlarının Samsun’a çıkışının hangi şartlar altında olduğunu farklı bir pencereden bakarak değerlendirebilirsiniz. 1919 sonunda hastalık tekrar görülmüştür. 1918 yılında İstanbul’da grip ve başlıca ölüm nedeni olan pnömoni (zatürre) nedenli ölüm sayısı 6722’dir. Bunların 474’ü grip ve 6248’i pnömonidir. Aynı veriler 1919 için 194 grip, 1935 pnömoni ve 1920 için 340 grip ile 2080 pnömonidir. Elbette bu sayılar ve haberler İstanbul için olup, ülkenin diğer yerleri hakkında yeterince bilgi yoktur. Zaten ilk dünya savaşı sonrası başlayacak olan Ulusal Kurtuluş Savaşı, bu tür olayları geri plana atacaktır. (Kaynak: Türk Toraks Dereği)
Yorumlar
Kalan Karakter: