Bayram; affetmenin, hatırlamanın ve gönül yapmanın vaktidir
İnsan…
Bu dünyaya yalnızca yaşamak için mi gelir, yoksa hakikati aramak için mi?
Ömür dediğimiz şey; biraz arayış, biraz imtihan, biraz da kalbin tekâmül yolculuğu değil midir? Çünkü insan, sadece bedenle yaşayan bir varlık değildir. Ruhuyla büyür, vicdanıyla derinleşir, merhameti kadar insan olur.
Bugün modern dünyanın içinde hepimiz büyük bir hızın esiriyiz. Daha çok kazanmanın, daha çok görünmenin, daha çok yetişmenin peşindeyiz. Fakat bütün bu gürültünün içinde asıl kaybettiğimiz şey; kalbimizin sesi oldu.
Mevlânâ ne güzel söylüyor:
“Sen kendini küçük bir cisim sanırsın; hâlbuki en büyük âlem senin içine sığmıştır.”
İnsan bazen bütün dünyayı dolaşıyor ama kendi içine hiç uğramıyor. Herkes birbirine bir şey anlatıyor ama kimse kendini dinlemiyor. Oysa hakikat; dışarıda değil, insanın özünde saklı.
Yunus Emre’nin dediği gibi:
“Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.”
Çünkü inanç sadece ibadetle değil; vicdanla tamamlanır. Bir kalbi onarmak, bazen yıllarca edilen dualardan daha kıymetlidir. Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının elini tutmak, kırılmış bir gönlü tamir etmek… İşte insanı insan yapan asıl zenginlik budur.
Bugün en büyük yoksulluğumuz sevgisizliktir.
Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlar olduk. Aynı sofrada oturup birbirimizin gözlerine bakamaz hâle geldik. Ruhumuz yoruldu, kalbimiz daraldı, vicdanımız sessizleşti.
Oysa bayram; sadece yeni kıyafetler, kalabalık sofralar, tatlı telaşlar değildir. Bayram; insanın kendi nefsini susturup gönlünü hatırlamasıdır.
Affetmesidir. Aramasıdır. Hatır sormasıdır.
Bir gönülde yer açmasıdır. Kemal Sayar’ın söylediği gibi: “İnsan, ruhunu ihmal ederek mutlu olamaz.” Ne kadar derin bir hakikat…
Çünkü ruh; makamla doymaz. Parayla huzur bulmaz. Kalp ancak sevgiyle, merhametle ve anlamla iyileşir. Belki de hayatın özü tam burada saklıdır.
Az olmakta… Şükretmekte…Paylaşmakta…
Ve geldiğimiz yere döneceğimizi unutmadan yaşamaktadır.
Bu dünya kimseye kalmıyor.
Ne hırslarımız…
Ne kırgınlıklarımız…
Ne de sonsuza kadar süreceğini sandığımız telaşlarımız…
Geriye sadece kalpten geçenler kalıyor.
Bir gün herkes kendi sessizliğiyle baş başa kalacak. Ve insan o zaman anlayacak; aslında en büyük bayramın sevdikleriyle aynı sofraya oturabildiği günler olduğunu…
Nefes almak bile bayramdır bazen…
Bunu insan, bir hastane odasında daha iyi anlıyor.
Bir dosta sarılabilmek…
Annenin duasını duyabilmek…
Sabah ezanıyla birlikte yeni bir güne uyanabilmek…
Hepsi bir lütuf. Hepsi bir nimet.
Ve belki de gerçek bayram; insanın içindeki karanlığı yenebildiği gündür.
Kalbinizin daralmadığı, vicdanınızın susmadığı, sofranızdan merhametin eksik olmadığı bir ömür dileğiyle…
Bayramınız mübarek olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: