TIRTIL KELEBEK OLUNCA

İsmail SERT

Önce tırtıl olarak görüyoruz. Büyüyor, kelebek oluyor.
Aynı canlının önceki ile sonraki görüntüsünü karşılaştırdığımızda şaşırıyoruz:
“Birbirlerine hiç benzemiyorlar. Hayret!”

Pergelin bir ucunu bu noktaya sabitleyip, buraya yeniden dönmek üzere diğer ucundan devam edelim.
Sandığa iki yıl sonra gidilecek olsak da ülkemiz sürekli seçim ikliminde. Başka bir kültürden, başka bir açıdan, seçim konuşmaya doyamayan halimize bakabilsek; gündem odamızda kocaman bir fil olduğunu görebileceğiz.
Boşlukları da o filin yavruları dolduruyor. Bıkmadan usanmadan, seçimi ya da seçimin türevlerini konuşuyoruz.

Üstelik konuşulanlar siyasetten arındırılmış, dört işlemden ibaret seçim matematiğinden başka bir şey değil.
Dahası; yapılan hesaplar da tamamen hayali. Hani ilk okulda parmağımızı havaya kaldırır, rakamları boşluğa yazar, işlemleri de orada yapardık ya, aynen öyle.
Sabah “nerde kalmıştık?” sorusuyla uyanıyoruz. İki yılımız böyle geçecekse, akıl sağlığımızı nasıl koruyacağız?
Eyvah, eyvah.
İlk olarak asker kökenli eski CHP milletvekili Dursun Çiçek’ten duyduk:
“Sicili temiz bir iki HDP’liye bakanlık vaat edilebilir.”

Sonra kıdemli CHP’li Gürsel Tekin de ona katıldı:
“Milliyetçi kesimin itiraz etmeyeceği, PKK ile bağlantısı olmayan bir HDP’li bakan olabilir.
Çiçek ve Tekin aslında bir perdeyi araladılar ve olacak olanı bize gösterdiler. “Bir de buradan bakın” dediler. Onlara teşekkür etmeliyiz.
Millet ittifakını anlatanlar, sadece seçime kadar olan süreci konuşuyorlar. Sıra seçim sonrasına, kazandıkları taktirde ne olacağına geldiğinde söz orada buharlaşıyor. Ertesi sabahı konuşmuyorlar. Hele sonraki sabahları hiç…
Çünkü Millet ittifakının konuşulmayan, daha doğrusu ancak şifrelerle konuşulabilen bir ortağı var. Onsuz hesabın tutmadığı, onunla tabanın bir arada tutulamadığı ortak HDP.  
Neden şifrelerle konuşulduğu sorusunun cevabı da basit.
Çünkü HDP, oylarını Kürt ya da değil vatandaştan, talimatı ise Kandil’den alan ve bunu artık saklayamayan bir parti. Kurumsal olarak tek patronu var; PKK. PKK diyor ki;
“Ben savaşıyorum, sen ancak ben olduğum için varsın. Dolayısıyla ilk söz de, son söz de benimdir.”

HDP, kendisine silahla çizilen çerçeve içinde kalarak siyaset yapıyor görünen bir yapı.
Dolayısıyla o yapı içindekileri tek tek analiz etmek, geçmişten getirdikleri siyasi hikayelerini, duruşlarını, dillerini çözümlemeye çalışmak, anlamlı sonuçlar vermiyor.
Kısacası; PKK’nın tam kontrolünde olan bir partinin içinde ‘sicili temiz’ birini aramak boşuna.
Bunu derken, sicilinin hukuken bozukluğuna, devam eden davasının ya da  hakkında açılmış bir soruşturmanın olmasına işaret ediyor değilim. Oradaki herkesin birer emanetçi olduğunu vurgulamak istiyorum.

Sandıkta HDP’ye atılan oyları, elbette temiz-kirli ayrıştırmasına tabi tutamayız.
Oy verenlerin tamamının PKK’nın patronluğunu kabul ettiğini de iddia edemeyiz. Ancak yapı bir bütün olarak terör örgütünündür.
Üstelik biz bu sonuca bedelini ödeyerek ulaştık. Demokratik siyaset yapma imkanının defalarca kötüye kullanılmasına, yeniden yeniden şans verilmesine rağmen, silahın ve kanlı ellerin gölgesinden çıkılmaması ile vardık.
Şimdi hiç şart konulmadan ‘bakanlık vaatleri’ konuşuluyor. İtiraz edenler soruyorlar:
Örneğin Milli Savunma ya da İçişleri Bakanlığı verilebilir mi? HDP’ye bu bakanlıklar verilirse ne yapmış olursunuz?
Karşınıza çıkacak tablo yeterince ürpertici değil mi?
Peki onlar olmasa da başka bakanlık olsa?
Ülkenin ormanlarını yakanlara Orman Bakanlığını, gençlerine kıyanlara Gençlik Bakanlığını, öğretmenlerini öldürenlere Milli Eğitim Bakanlığını verebilir misiniz? 

Başa döneli.
Millet ittifakı seçime gidilen yolda, tatlı tatlı demokrasiden ve hukuktan yani tırtıldan söz ediyor. Seçimi Millet ittifakı kazanacak olursa, bu tırtıl o gece kelebeğe dönüşecek.
Ve aramızdan şaşıranlar çıkacak:
“Aaa önceki haline hiç benzemiyor?”