PEKİ KAZANAN KİM?

İsmail SERT

“ABD Afganistan’da yenildi” demek çok fiyakalı.
Tıpkı “ABD’nin karizması çizildi”, “ABD’nin prestiji yerle bir oldu” demek gibi. Hâttâ her cümlenin başına ‘emperyalist’ sıfatını da ekleyelim ki tam olsun. İçimiz daha çok serinlesin.
Ancak ne kadar yerinde? Doğrunun ne kadarını anlatıyor?
Hayır, ABD’ye ‘yenilmezlik’, ‘burnu sürtülmezlik’ atfediyor değilim. Her alana hakim olduğunu, önümüzdeki 100 yılı planladığını, her şeye gücünün yettiğini ve yeteceğini kabul ediyor da değilim. Sadece kolaycılıktan kaçmak, romantiklikten çıkmak istiyorum.
Ayak bastığım yerin koordinatlarını anlatmaya çalışayım. Bence biz, kendi durduğumuz yerden bakıyor, gördüğümüzü ABD’ye yakıştırıyoruz. Daha düz cümle kurayım: Ortalama bir Amerikalının Afganistan’dan yenilgi duygusu çıkardığını sanmıyorum. Prestij kaybının olup olmadığını dert ettiğini de düşünmüyorum. Afganistan’ın yerini haritada gösteremeyen biri olarak, olsa olsa kar zarar hesabı yapıyor, zararın başladığı yerden dönüldüğünü varsayıyor, dolar kuruna bakıp hamburgerini yemeye devam ediyordur.
Yüksek katlardaki Amerikalılar da benzer bir duygu ikliminde olsalar gerek. Paylarına küçük bir hesap hatası düştüğünü kabul edebilirler. Ancak o noktada da ‘A’ planı olmayınca ‘B’ planına geçtiklerini iddia edeceklerdir.  
Hesap hatasından doğan parasal açığı, Hollywood’un ya da yeni versiyonu Netflix’in yakın zamanda çekeceği Afgan filmlerini tüm dünyaya izlettirerek kapatacağından da emindirler. Üstelik güçlü ve muzaffer ABD(!)’nin Amerika dışındaki imajının söküklerini dikerek…
Son bir sözle bu paragrafı kapatmak istiyorum: Yazının başındaki cümlenin uzun hali şöyle: “ABD Vietnam’dan sonra Afganistan’da da yenildi”.
Yine Hollywood’un pazarladığı ‘cepheden dönmüş eski asker travması’ filmlerinin dışında, Vietnam’ın halen bir yenilgi olarak Amerikalıların hafızalarında ve gündemlerinde sıcak olduğunu mu sanıyoruz? Bence sanmayalım. Vietnam’ın bugünkü durumundan yola çıkarak analizi sürdürülebilirim. Ancak geçelim.
Kulağımıza hoş gelen “ABD kaybetti” tespiti doğal olarak bir karşı soru üretiyor. Kaybeden taraf ABD ise, peki kazanan kim?
Afganistan mı kazandı? Hadi nikel madenlerini geçelim, insan unsuruyla, kültürel birikimiyle çöken, ‘afyon tarlası’ kimliğinden çıkamayan, ayrışan, çatışan, güvensiz hale gelen Afganistan mı? Amerikan kargo uçağının tekerine tutunacak kadar gözünü karartan insanların memleketi mi kazandı?
Ayağında terlikler, bavulunda dolarlarla kaçan Eşref Gani’nin, asker-sivil 250 bin insanını kaybeden ülkesi mi karlı çıktı?
Bir yorumcu Taliban’ın ilerleyişi için “sel olsaydı ancak bu kadar hızlı yol alırdı” dedi.
Ellerinde silah olsa da Taliban karşısında, oturdukları yerden ayağa bile kalkmayan uyuşturucu baronlarının, savaş lordlarının kötürüm hale gelmiş ülkesi mi kazandı?
Afganistan artık kim için ‘vatan’? Elbette bağrı yananlar vardır. Ancak hangi dağın başındadırlar ya da dünyanın neresinde hasret çekmektedirler. Zira son çıkanlar dahil edilmemişken dünyada 6.5 milyon Afgan göçmenin olduğunu biliyoruz.
Rusya mı, İran mı?, Çin mi? Bölgenin öne çıkanlarından kim, ne kazandı? Ne kazanacak? Kazandığının ne kadarı elinde kalacak?
Dünyanın dört bir yanında “gerçek İslam bu değil” diyenlerin sözleri bu kadar olumsuz görüntü içinde hangi yoldan muhataplarına ulaşacak?
Taliban’la bir kez daha yaygınlaşan ve derinleşen ‘İslamofobi’nin zararı ne kadar olacak? Bu hesaplanabilecek mi?
ABD Afganistan’ı istediği forma sokamadı. Zafer dediğimiz bu mu?
ABD bölgeye, Afganistan adında koca bir tuzak, geniş bir mayınlı arazi bırakmış olmadı mı? Afganistan’da büyüyecek kaos bölge ülkelerinde de küçüklü büyüklü krizlere sebep olma ihtimali yok mu? Bu, ABD’nin dolaylı yoldan istediğini alması sayılmaz mı? Sorular kuvvetli, cevaplar cılız.
İzninizle, son bir soruyla bitireyim. Kazananı kolayca gösteremiyorsak, ‘kaybeden kim?’ sorusuna verdiğimiz cevabı sorgulamamız gerekmez mi?