ÖLDÜRMEYEN KRİZ

İsmail SERT

 
“Öldürmeyen Acı Güçlendirir” sözünü, İyi Parti’nin bugünlerde içinde bulunduğu sürece uyarlarsak başlıktaki söze çıkıyoruz. Cümle olarak tamamlayacak olursak: ‘Öldürmeyen Kriz Güçlendirir’.
Sözün başka versiyonlarını üretmek de mümkün: ‘Öldürmeyen Kaos Güçlendirir’ gibi.

İYİ Parti siyasetin, dolayısıyla siyasi tartışmaların merkezinde. Hemen her partinin İYİ Parti üzerinden bir hesabı ya da beklentisi var. İttifak merkezlerinden açık ya da kapalı çağrılar yapılıyor. Diğre yandan suçlamalar, taşlamalar…Parti hiç bitmeyen bir hareket halinde. Buna “türbülans” diyenler de var. Parti kökten sarsılıyor. İçinden içinden kaynıyor.
Onlar üç kişiydiler. MHP içinde muhalif hareket başlatmışlardı. MHP’nin kurt politikacıları onlara zemin tanımadılar. Siyasi tarihe geçecek türlü çeşitli yöntemler kullanıldı. Olmadı, mahkemeler devreye girdi. ‘Parti İçi Demokrasi Talebi’ -deyim yerindeyse- karakolda bitti. Ve o üç siyasetçi kendilerini, içinde büyüdükleri ve şekillendikleri yapının dışında buldular. Ve pek alışık olmadığımız bir süreçle, tartışarak, uzaklaşarak, yakınlaşarak, kavga ederek, barışarak yeni bir parti kurdular.
İsimleri de klasik partilere benzemiyordu. Aslında var mıydılar, yoksa bir hevesten mi ibarettiler? Yakın zamanda belli olacaktı.
Biri Genel Başkan oldu: Meral Akşener. Biri teşkilatı eline aldı, kurdu, şekillendirdi: Koray Aydın. Diğeri biraz daha geride kaldı: Ümit Özdağ.
Akşener’in Genel Başkanlığı kalıcı oldu. İsmi partinin kurumsal kimliğiyle buluştu.
Koray Aydın partinin teşkilatı üzerindeki hakimiyetini biraz daha perçinledi. Son kongrede ortaya çıktı ki; karşısında çok sayıda güçlü muhalif olmasına rağmen, teşkilatı bırakmaya niyeti yok. Ümit Özdağ biraz daha geriye düştü.
Bu arada siyasi yelpazede kendilerine de bir yer ya da boşluk ya da talep buldukları da belli oldu. Seçimlerden başarıyla çıktılar. Parlamentoda grup kurma sayısına ulaştılar.  Seçim sonrasında da bu diri ve canlı duruşlarını devam ettirdiler.
Daha şehirli, daha donanımlı milliyetçilerin buluştuğu ‘siyasi adres’ olarak kendi çerçevelerini çizdiler. Siyasi rakiplerine göre daha sivildiler. Demokrasiyi daha iyi  içselleştirmişlerdi. Yeni model siyasette ısrarcıydılar.
Halen Cumhur ittifakına çağrılması muhtemel partiler arasında duruşları ve irilikleri sebebiyle birinci sıradalar. Millet ittifakı tarafından da göz hapsinde tutuluyorlar. Ne dedikleri, nereye yönelecekleri ince ince takip ediliyor.
Kısacası; İttifaklar sistemi içinde, gelecek seçimlerin en gözde partisi olarak herkes onlara bakıyor. Siyaseten ve sosyolojik olarak ‘Merkez Parti’ olma yolunda dirençle ilerliyorlar.
Dönemin en ağır suçlamasıyla, yani fetöcülükle itham edilmelerine rağmen söyleyeceklerini intizam içinde söylemeye de devam ediyorlar. Ankara toz duman iken, Genel Başkan memleket gezilerine ara vermiyor, ‘vatandaş odaklı siyaset’ yapmayı yerleşik kılmaya çalışıyor. Siyaseti halka indirme çabasından, sorun çözme modelleri oluşturmaktan vazgeçmiyor.
Dillerine pelesenk ettikleri de var: ‘Hukuk Devleti, ‘Kuvvetler Ayrılığı, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’…
Öyle bir yerde duruyorlar ki; Cumhur ittifakı tabanından mı, yoksa millet ittifakı tabanından mı oy alacakları bile tartışmalı. Milliyetçilere de seslenebiliyorlar, dindarlara seslerini ulaştırabiliyorlar. Ayasofya konusunda CHP’nin ne dediğine bakmaksızın, HDP ne diyeceğini beklemeksizin kendi tavırlarını ortaya koyabildiler.
Milliyetçi kavramları zaten daha bir özgüvenle kullanabiliyorlar. Muhafazakar görünmekten de gocunmuyorlar.
Ümit Özdağ kendisini ‘canlı bomba’ gibi ortaya atmışken bile “bir yere gitmiyorum.” diyerek partisinin yerinin sağlamlığını teyit etti.
Son kongredeki ‘kara liste’ yeterince kriz üretti. Krizin artçı sarsıntıları devam ediyor. Ümit Özdağ’ın çıkışı, bambaşka dinamikler içeren yeni bir kriz.
İYİ Parti kaynayarak canlı kalıyor. İlginç bir dayanıklılığı var. Başka bir partiyi yatağa düşürecek ‘yüksek ateş’i ayakta geçirebiliyorlar.
Ciddi ve yönetilmesi zor bir sürece girdiler. Kadrolarından kayıplar verseler de parti olarak güçlenerek çıkmaları mümkün.