O YÜZDEN DOLAYI

İsmail SERT

Sedat Peker’in 7. videosu birçok konuyu içeriyor.
Başlıklar arasında bir önem ya da aciliyet sıralaması yapmak pek mümkün değil. Her biri birbirinden merdane.
Üstelik birçoğu alttan alta gizli dikişlerle birbirine tutturulmuş gibi duruyor. Belki de hepsi öyledir. Birini çeksek diğeri peşinden gelecek, onu çeksek en ilgisiz duran onu takip edecektir.

Tıpkı Uğur Mumcu suikastinin ardından, ortalık yerde söylenen o sözdeki tuğla gibi… Hani çekince, bütün duvarın yıkılmasından korkulan o tek tuğla!… Tarih 24 Ocak 1993 idi. Aradan 28 yıl geçmiş.

Ben, videoda zayıf görünenlerden, hatta başlık olmaya değer bile bulunmayanlardan birini ele almak niyetindeyim.
Videonun o bölümünün çözümü şöyle:
“Bir de bana diyorlar ki; sen işte halka oynuyorsun… Kime oynayayım?
Aslında siz bilmiyorsunuz, vallahi patron olan sizsiniz. Mesela kanunlar var ya, siz milletvekillerini seçiyorsunuz, milletvekilleri kanunları yazıyor. Ondan sonra da o kanunlarla insanlar bir şekilde yönetiliyorlar. Yani piramidin en üstündeki sizsiniz. Ben dünyanın neresine gittiysem öyleydi. Bir tek bizim ülkemizde böyle değil. Bizim insanlarımız kendisini hep böyle şey gibi hissediyor. Ama inanın patron sizsiniz. Ben de ne yapayım dedim, patrona gideyim dedim. Çünkü kanunlar onların seçtikleri ile yazılıyorsa, kanunlardan daha güçlü olan halktır. O yüzden size anlatıyorum kardeşlerim…”

Bu arada bir istatistiği not etmeden geçmeyeyim. Video ‘patron’ olarak yücelttiği halktan yeterince karşılık almış. 24 saat içinde 10 milyonu geçen izleyici ve 65 bini geçen yorum sayısı, söylenenlere bakılırsa bir rekor.
Bu sözleri bir siyasetçiden duymuş olsaydık işimiz kolaydı, “halk dalkavukluğu” der, geçerdik. Oysa var olmak için halka hiç ihtiyacı olmayan bir yapıyı yöneten birinden duyuyoruz. Peki ne anlama geliyor?

Kestirmeden söyleyeyim:
“Patron sizsiniz” derken “sorumlu da sizsiniz” demiş oluyor! Hepimizi bu ağın bir yerlerine çekiyor usulca. “Nasıl yaşarsanız, öyle idare edilirsiniz” hükmünü hatırlatıp “dönüp hayatlarınıza bakın!” uyarısı yapıyor.
Hiç umurunda olmayacaklar bile piramidin en tepesine çıkmaktan dolayı ‘yükseklik korkusu’ ile tanışmazlar mı? ‘Yükseklik Korkusu’, bir başka bakışla, aşağıların bizi çağırması değil midir? Aşağıların bizi çağırmasına yenik düşmekten korkmak değil midir?

Videonun altındaki yorumlarda, bütün suçlamaların ve suçlanma ihtimallerinin uzağında olmanın ferahlığı var.
Gerçekten öyle mi?
Böyle bir konfora hakkımız var mı?
Yorum olarak “söylenenlere katılıyorum” yazmanın nesi anlamlı?
“Parti kurarsan oyum sana” demenin siyaset denkleminde ne ağırlığı var?
Siyasetin kurguladığı ya da yarım bıraktığı hikaye bizim hikayemiz değil mi? O hikayenin en sıcak yerinde biz yok muyuz? Kimin ülkesi burası? Patron biz miyiz? Doğruysa bu sonuç, bu çıkarsama; bizimkisi nasıl patronluk?
Kamera yerde gözümüz hizasındaydı, kadrajı sınırlıydı, herkes içine girmiyordu. Teknoloji gelişti, drone icat edildi. Çok yükseğe çıkabiliyor ve en geniş açıyı yakalayabiliyor. Devlet denilen organizasyonun panoramik fotoğrafını çekebiliyor. Ve ne kadar ilginç! Orada biz de varız!
Yazının başlığı Sedat Peker’in 7. videosunda birkaç kez kullandığı bağlaçlardan biri.
Ben de sözümü aynı biçimde bağlamak istiyorum: O yüzden dolayı, yükseklik korkusunun illa kalp çarpıntısı, terleme, baş dönmesi ya da bacaklarımızda halsizlik belirtileriyle ortaya çıkması gerekmiyor.
Geleneksel adımızla ‘halk’, hatırlatılan unvanımızla ‘patron’ olarak biz, yeni videoyu heyecanla beklerken, çıtlayacağımız çekirdeklerle ‘patron pozu’ vermeye hazırlamaktan başka ne yapıyoruz?