BUGÜN GELECEĞE DAHİL

İsmail SERT

Davutoğlu partisini kurdu. Artık bir partisi, partisinin bir logosu, bir kurucular kurulu, bir programı var. Bir entelektüel, bir eski bakan, bir eski başbakan olarak konuşuyordu.
Artık yeni bir partinin Genel Başkanı sıfatıyla konuşuyor. Şimdi ondan beklenen, adı ‘Gelecek’ konulmuş parti adına konuşurken, yeni şeyler söylemesi.
Öyle ya, yeni bir parti, söylenmemiş yeni sözler demek. Yeni bir teşhis, yeni bir yol, yeni bir güzergah, yeni ufuklar demek.
Dahası; yenilenmek, yeniden bakmak, yeniden kurmak, tazelenmek, canlanmak…
Eski sözleri sarf etse de onları yeni bir düzen içinde yeni baştan dizmek, yanlarına yeni olanlarını koymak…“Biz buradayız, sözümüz var.” diye seslenmek ve devamında “Yeni çözümler sunuyoruz.” diyebilmek… Bilindik malzemeleri kullansa da yeni bir lezzet ortaya çıkarmak, bir rüzgar estirmek, bir heyecan dalgası oluşturmak…
Hepsinden öte; yeni olmak, ilgilenilmeden geçilememesi, ille de kulak kabartılması demek.
Karar yazarlarının Davutoğlu ile yaptığı konuşma, ‘ilk gazete röportajı’ olarak anons edilerek yayınlandı.
Uzun röportajın büyük bölümünde ‘aşınmış eşiklere’ takılmış eski sözler var. Cevaplar soruları eskiye çekmiş ve sözün çoğu eskiye dair söylenmiş.
Söylediklerinin bir kısmının eski ve eskiye ilişkin olması doğal. Ancak anlaşılıyor ki; Davutoğlu geriye dönmeyi, sözü oradan başlatmayı, iddiasını geçmişten toparlayarak bugüne getirmeyi özellikle seviyor. Öyle de olmuş. Konuşması gürültüyle çalışan bir ‘ikna makinası’na dönüşmüş.
Oysa biliyoruz ki; olgular kendiliğinden unutulabiliyor. Algılar ise öyle değil. Bazen ne kadar mücadele etseniz de değiştiremeyebiliyorsunuz.
Örneğin; Davutoğlu “emri ben verdim.” beyanı ortadayken, Rus uçağının düşürülmesi ve sonrası ile ilgili sorumluluğu üzerinden atabileceğini mi düşünüyor?
O günlerdeki konuşmalarının doğal bir parçası gibi durduğu için ona yakıştırılan “Emevi camiinde namaz kılacağız.” ifadesinin kendisine ait olmadığını hepimize kanıtlasa, Suriye ve ona bağlı sorunlardan payına düşecek bir şey olmayacak mı?
Bunlar, “izin verin, ispat edeyim” diyerek içinden çıkılacak süreçler değil.
“Değerler harmanının özgürlükçü partisi” olduklarını söylüyor Davutoğlu. Değerlerin neler olduğuna dair başlıkları da açıklamış, ancak açmamış! Mozaik(!) demediğine göre ‘harman’dan da bir sıkı buluşturma beklemiyoruz. ‘Özgürlük’ dediği ise, söylenirken heyecanlı olsa da, mutlaka bir kaide üzerinde durması gereken bir kavram.
Bir soru üzerine diyor ki; “En temel mesele herkese hitap edebilen, herkesi içine alan bir demokrasi kültürünü ortaya çıkarmak.” Doğrudur. Ancak ayrıştığımız yer orası değil ki!
O kültürü tanımlarken, o ifadenin içini doldururken birbirimizden uzaklaşıyoruz.
“Partinizi nasıl finanse ettiniz? sorusuna “kaçamak” sayılmasa da kenardan bir cevap vermiş. “Şu anda teşkilatlarımız her ilde kendi kaynaklarıyla kuruluyor. Genel merkez tadilat görüyor, mobilyalar bir yerden alınıyor.” demiş ve geçmiş. Kısacası; “başka partiler nasıl finanse ettiyse, biz de öyle.” demeye getirmiş.
Ekonomik kriz için, “en iyi ekonomistler bizim partide.” demekle yetiniyor. Sorunlar sıralamasının ilk sırasındaki konuda cevap bu mu olmalı?
Davutoğlu, “tek adamın yönettiği partinin nasıl tükendiğini bizzat gördüm.” diyor? Peki tek adamın, yaşadığımız bu coğrafyada ve bir parçası olduğumuz bu toplumda, partiyi nasıl yükselttiğini de hep beraber görmedik mi? Evet ideal olan, günü geldiğinde kurumsallaşmayı başarabilmek! Ancak kurumsallaşmanın önündeki, insana mahsus engellerin hangileri, dünden bugüne ortadan kalktı? Kalkmadıysa, birliği, bütünlüğü bozmadan kurumsallaşmayı sağlamak üzere nasıl bir modeliniz var?
Peki, hiç mi yeni bir şey yok konuşmada? Doğrusu; AK Parti’nin bugünlere gelmesini anlatırken koyduğu teşhis yeni. Bir formül kalıbına dökülememiş olsa da, ilk kez ondan duyduk. Belki konuşmanın akılda kalacak birkaç yerinden biri de burası. Diyor ki; “3 Y ile, yani yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele terk edilip, 4 K ( KHK’lar, Kayyum, Kamu bankaları ve Kamu maliyesi) keşfedildi.”
Yine akılda kalıcı bir hale getirilip sunulmasa da konuşmasından vaatlerinin bir özetini bulup çıkarabiliyoruz: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsine aynı şeyi vaat ediyoruz. Onurlu bir hayat, özgürlüklerin ve kamu düzeninin sağlandığı bir hukuk düzeni ve gelecekten herkesin emin olacağı bir ekonomik refah düzeyi.”
Davutoğlu, geriye doğru baktıkça, baştan beri ne kadar tutarlı bir politikacı olduğunu anlatmaya çalıştıkça, yeni oluşturacağı kimliği eskisinin üzerine monte etmiş oluyor ve sonu olmayan bir tartışmanın içine giriyor.
Bugün, geleceğe dahil. Madem ‘Gelecek’ adıyla ve dolayısıyla o vurguyla yola çıktı, öyleyse ondan yeni sözler duymayı umuyoruz. Toplumun hakkı olan ‘yeni sözler’ onun ve arkadaşlarının ise görevi.