BİR 'SORU'DAN KAMPANYA

İsmail SERT

Muhalefet, seçime doğru akan siyaset ırmağında, aradığı büyük balığı yakaladığı için sevinçli.
O büyük balık, ‘128 Milyar Dolar Nerede?’ sorusu.
Mutfakta çalışan siyasi iletişim uzmanlarının dikte ettirdiği kriterlere uygun, basit ve kocaman bir soru.
Siyasetin ana ve ara yollarında işe yarayacak, her derde deva olacak gibi görünüyor.
Üstelik bütün muhalif paydaşların diline de uygun. Şimdi önemli olan onu tekrar etmek, velev ki 128 milyar kez bile olsa!

Muhalefet, nefesini bu soruyu seçim sandığına kadar götürmek üzere ayarlıyor bile olabilir. Konu ne olursa olsun, bu soruyla başlamalarına, başlayamazlarsa bile bitirmelerine bakılırsa azimliler.  
Bu sevindirik olma hali, her yere yakıştırma duygusu ve hızlı kalkış şimdiden yol kazalarına yol açtı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu parti amblemi önünde heyecanla konuşurken yılları, dolayısıyla sorumlulukları da karıştırıverdi.
Uzun akademik cümlesinde diyordu ki:
Nasıl bir iletişim aklıdır ki; memleketin tüm muhalefet partileri ve ekonomi uzmanları, 2014’den bu yana şeffaf bir şekilde yayınlanmayan verilerini ve 128 milyar Dolar rezervin akıbetini haklı olarak sorarken, çıkıp tüm işlemler ve rakamlar şeffaf biçimde ortadadır, söylenenler iftiradır diye açıklama yapabiliyor.”

Neyse ki danışmanın sesi araya girdi, kayıt durduruldu ve yıl hatası düzeltildi. Bu yüksek iddia 2014 yılından değil, 2016 yılından başlatıldı.
Hata, dil sürçmesi düzeltildiğinde hiç iz bırakmamak üzere silinecek kadar basit mi?
Davutoğlu’nun geçmişi geleceğine tuzak mı kuruyor?
O tuzaklar başka ne hatalar yaptırır?
Göreceğiz.

Ancak bütün muhalefet liderlerinin ‘128 Milyar Dolar Nerede?’ sorusuna aynı mesafede durmadığı, aynı kullanış imkanına sahip olmadığı anlaşılmış oldu. Kendisi bile yılları karıştırırken, vatandaştan sorumluluk paylarını ince ince dağıtmasını ve Davutoğlu’nu temize çıkarmasını beklemek ne kadar doğru olacaktır?
Ve çok daha vahim bir başka yol kazası. Hâttâ buna yol kazası değil, gözü dönmüşlük ya da taammüden cinayet demek gerekiyor. 

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu slogan soruyu Aylan Bebeğin cansız bedenine taşıtmaya kalktı. Tek kelime ile korkunçtu. Failin bu korkunçluğu algılaması epey zaman aldı.

John Berger ‘Görme Biçimleri’ başlıklı kitabında, aynı görüntüye baksak da farklı şeyler  gördüğümüzü anlatır. Baktığımızla gördüğümüz arasına düşüncelerimizin nasıl da sessizce girdiğini örnekler.
Belli ki; Kaftancıoğlu mesajına, hedefe kilitlenmiş bir savaşçı olarak bakıyor, görmesi gerekeni göremiyordu. Artık kim ikna ettiyse ve nasıl olduysa özür diledi. “128 milyar doların doğru kullanılması halinde bu ve benzeri manzaraların oluşmayacağına dikkat çekmeyi amaçlarken Aylan bebeğin hala vicdanlarımıza ağır gelen, unutamadığımız görüntüsünü paylaştığım için vatandaşlarımızdan özür dilerim” dedi.

Akıl yürütme bu kadar zorlama olabilir mi? Sebepler zinciri dünyayı dolaşsa bu sonuca ulaşır mı? İzah edilemez bir durum.

Aylan bebeğin Bodrum sahilindeki 2 Eylül 2015 tarihli fotoğrafı, ancak bu ülkenin ‘mazlumdan yana’ ve ‘merhametli’ olduğunu gösterir.
Başka bir şeyi değil.
Türkiye’yi kimse bu fotoğraf üzerinden itham edemez.
Nitekim edemedi.
Tokattı elbette ancak bize değildi. Batılı ülkeler ve liderleri bölgeden kaynaklanan ve bölgeyi aşan bütün trajedilerin üzerine konulan bu fotoğrafın şokuyla birazcık sıkılmışlardı. Dillerinden düşürmedikleri ‘insanlığı’ pratikte de göstermek üzere azıcık kımıldamışlardı.
Aylan bebeğin cansız görüntüsü, halen batının ufkunda, kendilerini utandıracak bir  fotoğraf olarak duruyor.
Başkalarının utancı olsa bile o fotoğrafı sosyal medyanın duvarına asmak ne büyük bir zalimliktir. Aylan bebek bile gündelik amaçlar için kullanılabildiğine göre, başka neler alet edilmez ki?