SU YOKSA HAYAT YOKTUR
Mehmet Asil Yılmaz
Kuraklık; yağışların düzenli biçimde doğayla buluşmaması ya da insan eliyle bu doğal döngünün bozulması sonucu ortaya çıkan, ekosistemi derinden etkileyen ciddi bir çevre sorunudur. Toprağı susuz kalan ülkelerde yalnızca tarım sektörü değil; insan, hayvan, bitki ve doğada soluk alan tüm canlıların yaşamı doğrudan etkilenir. Doğa kendini yenileyemez, ekosistemin dengeleyici işlevleri yerine getirilemez hâle gelir.
Su kıtlığı sorununu yıllar önce kaleme aldığım bir yazıda dile getirmiştim; bugün ise aynı sorunu daha güçlü bir biçimde yeniden ifade etme gereği duyuyorum. Yaz aylarında Karaman’da bu sorunu defalarca yaşadık. Fisandun Köyü yollarında içecek su peşine düştük ,marketlerdeki hazır suyun peşine düştük
Karaman’da, başta Karalgazi Köyü olmak üzere birçok köyde tarımsal üretimde kullanılan yer altı su kuyularının su seviyesi onlarca metre aşağıya düşmüş; bazı kuyular ise tamamen kurumuştur. Üreticiler, tarlalarındaki ürünlerin hasat edilmeden kurumasını önlemek için yüksek meblağlar ödeyerek yeni su kuyuları açtırmak zorunda kalmışlardır.
Ne geçen yılı kârla atlatabilmişlerdir ne de bu yıl üreticilerin sorunlarının çözülebildiği görülmektedir. Eğer üst makam yetkilileri sorunları giderici önlemleri gecikmeden almazsa, Karaman’daki üreticiler başta olmak üzere ülke genelindeki tüm üreticiler maddi ve manevi açıdan büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacaktır. Üreticilerin içinde bulunduğu hâl ve ahvâl ortadadır.
Ne yazık ki Karaman, Türkiye’nin en az yağış alan illerinden biridir. Bu da önümüzdeki yıllarda Türk Dilinin Başkenti olan Karaman’ımızdaki tahıl meyve , bakliyat ve mısır üretimin en alt düzeye indirgenmesine yol açacaktır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmaz da, bilimsel önerilere kulak asılmazsa—Anadolu deyimiyle söylersek “kulak arkası edilirse”—önümüzdeki yıllarda susuzluk kapımızdan içeri girmiştir; bundan sonra yarınlarımızda hanelerde incir ağacı dikecektir ,benden söylemesi
Unutulmamalıdır ki:“Su yoksa hayat yoktur; su tükenirse hayat tükenir.”
Bir Kızılderili atasözü bu gerçeği yüzyıllar öncesinden şöyle dile getirir:
Son ırmak kuruduğunda,
Son ağaç yok olduğunda,
Son balık öldüğünde,
İnsanoğlu, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.
Doğa insana muhtaç değildir; insan doğaya muhtaçtır.
Bu sözler, doğayla uyumlu yaşam bilincinin modern çağdan çok önce kavrandığını göstermektedir. Ne var ki insanlık, özellikle çıkar odaklı anlayışlar nedeniyle bu bilgeliği göz ardı etmiştir.
Kuraklık yalnızca doğal bir iklim olayı değildir. Yanlış tarım politikaları, plansız madencilik faaliyetleri, aşırı betonlaşma ve yetersiz çevre planlaması bu süreci hızlandıran temel etkenlerdir. Bu nedenle kuraklık, büyük ölçüde insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Birkaç gram altın uğruna binlerce ton suyun kirletilmesi, toprağın ve ormanların yok edilmesi, yağış rejiminin bozulması; ne kalkınma anlayışıyla ne de çevresel sürdürülebilirlikle bağdaşır.
Türkiye, su zengini bir ülke değildir. Bu bilimsel gerçek dikkate alınmadan yürütülen her politika, uzun vadede ağır çevresel ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Çarpık kentleşme, bilinçsiz su kullanımı, doğayı tahrip eden madencilik faaliyetleri ve çevreyi ikinci plana atan yaklaşımlar; bugün karşı karşıya kaldığımız su krizinin başlıca nedenleridir. Birkaç gram altın uğruna binlerce ton toprağın ve suyun yok edilmesi, ülkenin doğal varlıklarına verilen en büyük zararlardan biridir.
Bilim insanları uzun yıllardır Türkiye’nin düzensiz yağış rejimine sahip olduğunu ve yer altı su rezervlerinin hızla tükendiğini vurgulamaktadır. Küresel ısınmanın etkisiyle bu tablo her geçen yıl daha da ağırlaşmaktadır. Buna rağmen yanlış ürün desenleri, plansız nüfus artışı ve doğaya duyarsız uygulamalar sürdürülmektedir.
Tarım politikalarında bilimsel veriler esas alınmalıdır. Her ürün her bölgede yetiştirilemez. İç Anadolu gibi su kaynakları sınırlı bölgelerde yüksek su tüketimi gerektiren ürünlerin ekilmesi, hem bilimsel ilkelere hem de ekolojik dengeye aykırıdır. Ürün desenleri; iklim koşulları, toprak yapısı ve mevcut su varlığı dikkate alınarak belirlenmelidir. Modern sulama teknikleri yaygınlaştırılmalı, çiftçilere uygulamalı eğitimler verilmelidir.
Susuzluk, kuraklık ve su kıtlığı hiçbir şeye benzemez. Bugün önlem alınmazsa, yarın bedel çok daha ağır olacaktır.
Çözüm Önerileri
Kuraklıkla etkili mücadele, kırsal bölgelerde yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle mümkündür. Köylerin boşalması tarımsal üretimi azaltmakta, bu durum kentlerin gıda güvenliğini de tehdit etmektedir. Bu nedenle göçün nedenleri ortadan kaldırılmalı; üreticiye maddi ve manevi destek sağlanmalı, çocukların eğitim süreçleri güvence altına alınmalıdır.
Yatırımlar öncelikle tarımsal üretime ve tarıma dayalı sanayiye yönlendirilmelidir. Tarımsal kalkınma sağlanmadan sanayi kalkınmasından söz etmek gerçekçi değildir. Çiftçiler, uzmanlar tarafından sahada ve uygulamalı yöntemlerle bilgilendirilmelidir.
Çevresel sürdürülebilirlik için toplu taşıma yaygınlaştırılmalı, yaya ve bisiklet kullanımı teşvik edilmelidir. Yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi, doğayla uyumlu ve sürdürülebilir bir enerji üretimi sunmaktadır.
Ağaçlandırma çalışmaları ekosistemin güçlenmesine ve yağış rejiminin düzenlenmesine katkı sağlar. Madencilik ile taş ve mermer ocakları ise yeterli denetim yapılmadığında toprak, su ve ekosistem üzerinde kalıcı tahribatlara yol açmaktadır; özellikle kimyasal atıklar gelecek kuşaklar için ciddi bir tehdittir.
Ormanlık alanlar, sulak alanlar, dağlar, ovalar, böcekler ve doğal yaşam doğallığına bırakılmalı; tarım arazileri tarım dışı amaçlarla asla kullanılmamalıdır. Yakınlarına çevre kirletici işletmeler kurulmamalı, maden ocakları taş ocakları ,mermer ocakları işletme ruhsatlar vb bütün ruhsatlar yeniden gözden geçirilerek iptal edilmelidir.
SONUÇ
Türkiye su zengini bir ülke değildir ama yönetim anlayışı bunu görmezden geliyor. Tarım desteklenmiyor, köyler boşalıyor, sonra gıda krizi konuşuluyor. Doğayı korumadan kalkınma olmaz; ama ruhsat dağıtarak refah yaratıldığı sanılıyor.
Madencilik ve taş ocakları, yeterli denetim olmadan suyu, toprağı ve ekosistemi yok ediyor. Bu bir çevre meselesi değil, doğrudan bir gelecek meselesidir. Bugün susarsak, yarın susuz kalırız.
Karar vermek zorundayız: Altın mı, hayat mı?.
Benden söylemesi.
Kaynak:
Karamanname Dergisi, Sayı 22, s. 24–28