İnsanı İnsan Yapan Özellikler

Mehmet Asil YILMAZ


Mehmet Asil Yılmaz

Söze uzaktan değil, yakından başlamak gerekir. Hayatın içinden, dokunarak…
Bugün size “insanı insan yapan” değerlerden söz etmek istiyorum. Büyük laflar etmeyeceğim; gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatacağım. İnsanı insan yapan şey; özveridir, sabırdır, vicdandır. Yardımlaşmadır, paylaşmadır. Komşusuna, akrabasına, işçisine, aşçısına, çevresine güler yüzle yaklaşabilmektir. “Ben” demekten çok “biz” diyebilmektir. Kendi çıkarını başkasının önüne koymamaktır. İnsanı, hayvanı, doğayı sevebilmektir.
Kendisi aç kalınca üzülür ama başkasının aç kalmasına daha çok üzülmektir
Ne yazık ki bu değerleri taşıyan insanlar toplumda azınlıktadır. Ama hâlâ varlar. İşte bu yazıyı, o insanlardan birkaçını anmak için kaleme aldım.

Bornova’da Bir Öğle Yemeği
Öğrencilik yıllarımda Bornova’da Ümran’ın Lokantası’nda yemek yerdim. Bir gün masama izinli bir asker oturdu. Okumak istemiş ama okutulmamış. Sohbet ettik. Yemeğimi bitirip kasaya gittiğimde borcumun ödendiğini öğrendim. Asker arkadaş ödemişti. Aradım, bulamadım.
Fakir ama gözü tok… Tanımadığı birine yemek ısmarlayacak kadar insan. İşte Anadolu askeri dediğiniz budur.

Hüseyin Amcam:  Babam  Gibiydi
Bornova’nın yerlisi Hüseyin Amcayı  tanıyan bilir. Beyefendidir, adam gibi adamdır. Tuhafiye dükkânı vardı. Bir gün vitrindeki pahalı bir ayakkabıyı almak istediğimi ama param olmadığını söyledim. Güvendi. Ayakkabıyı verdi. Bursumu alır almaz borcumu ödedim.
Zamanla dükkânını bana emanet edecek kadar yakınlaştık. Fakülteyi bitirdiğimde beni evlat edinmek istedi. Kabul etmedim. Belki ; Hüseyin  Amcamım  oğlu olmakla o zaman çok zengin bile olurdum   ama  toprağımdan, memleketimden kopardım, ayrıca bilim adamı olmazdım yazar çizerde olmazdım
Bazen hâlâ düşünürüm: Doğru mu yaptım yanlış mı yaptım diye ? Ama pişman değilim.

Bir Paltonun Anlattıkları
Muzaffer Eroğuz… Ziraat Yüksek Mühendisi. Amerika’ya yüksek lisans ve doktora için giderken her işimle ilgilendi. Esenboğa’da vedalaşırken yeni aldığı paltosunu çıkarıp bana giydirdi. Kendi eski paltomu sırtına geçirdi.
“Senin paltonu beğenmedim,” dedi. “Seni böyle gönderemezdim.”
Bir palto… Ama içinde koskoca bir insanlık vardı.

Bir Sınav, Bir Dostluk
İnsan bazen bir sınavda, bazen bir cümlede tanır karşısındakini…
1969 yılının yazında insanlık Ay’a ayak bastı. O yılın güz döneminde, Amerika’da zorunlu olarak aldığımız Nematod dersinin hocası Profesör Jenkins, sınavda bize şöyle bir soru sordu:
“Ay’a inen uzay gemisinde astronot olarak bulunuyorsunuz. Bilimsel araştırma yaparken hayvan kemiklerine rastladınız. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?”
O yıllarda Amerika’da yükseköğrenimde başarısızlık affedilmezdi. Sınavdan kalırsanız okuldan atılır, ülkenize gönderilirdiniz. Soruyu görünce moralim bozuldu. Yine de bilgim yettiğince cevapladım ve kâğıdı teslim ettim.
Sınavdan sonra, stres ve kaygıyla üniversite kampüsünde amaçsızca dolaşırken komşum Amerikalı Jack Duncan’la karşılaştım. Yüzüme baktı ve:
— Mehmet, iyi görünmüyorsun. Sorunun nedir? diye sordu.
Sınavdan çıktığımı, sorunun zor olduğunu ve başarısız olursam ülkeme dönmek zorunda kalacağımı anlattım
Gülümsedi ve hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi:
— Üzülme. Seni kimse ülkene göndermez. Sen benim arkadaşımsın. Diyelim ki başarısız oldun, gel bizim akaryakıt  istasyonun da  çalışırsın. Kazandığın parayla borçlarını ödersin. Ama inanıyorum, sen bu sınavı başardın.
Bu sözler bana moral verdi, güç verdi. Dediğini yaptım, diğer sınavıma çalıştım. Sonuçlar açıklandığında gördüm ki Nematod dersinde sınıfın en iyi kâğıtlarından biri benimkiydi.
Jack, bana sadece bir dostluk değil, insanlık dersi vermişti.

Bir Sanatçının Ardından
Hollanda’da sanatsal çalışmalarını sürdüren Karamanlı Murat Aydır, bu değerlere sahip insanlardan biridir. Babası öğretmenim olduğu için kendisine hep “Hocamın Oğlu” derim. Yöremizin kültürünü sazıyla, sözüyle, piyanosuyla Avrupa’ya taşıyan bir sanatçıdır.
“Ben Anadolu’yum” şiirime kattığı yorumla eseri yalnızca seslendirmedi; ona ruh kattı.Mütevazıdır, kendisini değil karşısındakini öne çıkarır.

Son Söz
Bu dört  insanın ortak bir yönü vardı: Kendilerinden çok başkasını düşünmeleri. İnsan olmaları. İnsanı insan yapan değerler; bazen bir sanatçının mütevazı duruşunda, bazen bir dostun omzunuza koyduğu elindedir. Büyük sözlerde değil, küçük ama samimi davranışlarda saklıdır.Ben sayfalarca yazdığımı  Mevlânâ ise tek cümleyle özetledi:“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”
Kalın sağlıcakla.