İnsan Hayal Ettiği Sürece Yaşar
Mehmet Asil Yılmaz
Yaşamak zor bir zanaat. Kimi bu işi ustalıkla icra eder, kimi ise düşe kalka öğrenerek icra eder, kimisi de icra edemez.
Aslında hepimiz bu hayatın çırağıyız. Sevinçle güçleniyor, kederle olgunlaşıyoruz. Yanılıyor, kırılıp dökülüyor ama yine de yolumuza devam ediyoruz. Çünkü yaşamak, vazgeçilemeyecek kadar güzeldir. Her şeye rağmen yaşamın tadını çıkarmak için güzeldir; güzellikleri özümsemek için güzeldir. Bu konuda güzel de bir söz vardır: “Hayat güzeldir, nasıl yaşayacağını bilirsen.”
Mesele belki de tam burada düğümlenir. Hayatın kendisi değil, ona nasıl baktığımız belirler güzelliği.
İnsan bazen bir şehirden değil, kendi içindeki sıkıntıdan kaçmak ister. “Biraz nefes alsam,” der. “Derdimi anlatabileceğim, yargılanmadan, eleştirilmeden dinleneceğim bir yer arayıp bulmalıyım,” der. Gökyüzüne bakarak turkuaz mavi rengini içime çekeyim, der.
Bilim de “İnsan, duygu ve düşüncelerini ifade edebildiği sürece rahatlığa kavuşur. İçinizde hayatın yükünü büyüttükçe yükünüz ağırlaşır; problemler paylaşıldıkça ise hafifler,” diyor.
Hayat önümüze her zaman düz yollar koymaz, koymuyor da. Kimi hayallerimizi erteleriz ve sonsuza kadar içimizde saklarız. Ama hiçbir zaman da umut etmekten vazgeçmeyiz; ben öyleyimdir.
Bazen gökyüzüne bakarız ve vazifesine yetişmek için memurlar ve işçiler misali, acele acele menziline erişmek için mevsimsel göç eden kuşları görürüz. O anda içimiz kıpır kıpır olur.
Bazen Dicle Nehri’nin serinliğini, Fırat Nehri’nin coşkun akışını, hatta uzaklarda Tuna Nehri’nin dinginliğini hayal ederiz. Bazen yaz sıcağında Toros Dağları’nın eteklerinde ya da Ağrı Dağı’nın zirvesinde serin bir rüzgârın yüzümüze değmesini düşleriz. Bazen de deniz kenarında, dalga sesleri arasında huzur bulmayı düşleriz.
Oysa aradığımız şey çok uzaklarda değildir: Biraz huzur, biraz anlayış ve insanca yaşama isteğidir.
Hangi yaşta olursak olalım değişmeyen bir gerçek var: İnsan sevmek ve sevilmek ister. Bir selam, bir tebessüm, içten bir “yanındayım” sözünü duymak ister.
Bu sözlerin söylenmesi, çoğu zaman insanı her şeyden daha kıymetli kılar. Toplumu ayakta tutan büyük nutuklar değil; küçük ama samimi davranışlardır.
“Umut etmek insanı ayakta tutar,” diyelim ve yazımızı Yahya Kemal Beyatlı’nın “İnsan âlemde hayal ettiği sürece yaşar.” sözüyle bitirelim.
Dostlar, umutlarınız hiç eksilmesin gönüllerinizden.
Formun Üstü
İnsan Hayal Ettiği Sürece Yaşar
Mehmet Asil Yılmaz
Yaşamak zor bir zanaat. Kimi bu işi ustalıkla icra eder, kimi ise düşe kalka öğrenerek icra eder, kimisi de icra edemez.
Aslında hepimiz bu hayatın çırağıyız. Sevinçle güçleniyor, kederle olgunlaşıyoruz. Yanılıyor, kırılıp dökülüyor ama yine de yolumuza devam ediyoruz. Çünkü yaşamak, vazgeçilemeyecek kadar güzeldir. Her şeye rağmen yaşamın tadını çıkarmak için güzeldir; güzellikleri özümsemek için güzeldir. Bu konuda güzel de bir söz vardır: “Hayat güzeldir, nasıl yaşayacağını bilirsen.”
Mesele belki de tam burada düğümlenir. Hayatın kendisi değil, ona nasıl baktığımız belirler güzelliği.
İnsan bazen bir şehirden değil, kendi içindeki sıkıntıdan kaçmak ister. “Biraz nefes alsam,” der. “Derdimi anlatabileceğim, yargılanmadan, eleştirilmeden dinleneceğim bir yer arayıp bulmalıyım,” der. Gökyüzüne bakarak turkuaz mavi rengini içime çekeyim, der.
Bilim de “İnsan, duygu ve düşüncelerini ifade edebildiği sürece rahatlığa kavuşur. İçinizde hayatın yükünü büyüttükçe yükünüz ağırlaşır; problemler paylaşıldıkça ise hafifler,” diyor.
Hayat önümüze her zaman düz yollar koymaz, koymuyor da. Kimi hayallerimizi erteleriz ve sonsuza kadar içimizde saklarız. Ama hiçbir zaman da umut etmekten vazgeçmeyiz; ben öyleyimdir.
Bazen gökyüzüne bakarız ve vazifesine yetişmek için memurlar ve işçiler misali, acele acele menziline erişmek için mevsimsel göç eden kuşları görürüz. O anda içimiz kıpır kıpır olur.
Bazen Dicle Nehri’nin serinliğini, Fırat Nehri’nin coşkun akışını, hatta uzaklarda Tuna Nehri’nin dinginliğini hayal ederiz. Bazen yaz sıcağında Toros Dağları’nın eteklerinde ya da Ağrı Dağı’nın zirvesinde serin bir rüzgârın yüzümüze değmesini düşleriz. Bazen de deniz kenarında, dalga sesleri arasında huzur bulmayı düşleriz.
Oysa aradığımız şey çok uzaklarda değildir: Biraz huzur, biraz anlayış ve insanca yaşama isteğidir.
Hangi yaşta olursak olalım değişmeyen bir gerçek var: İnsan sevmek ve sevilmek ister. Bir selam, bir tebessüm, içten bir “yanındayım” sözünü duymak ister.
Bu sözlerin söylenmesi, çoğu zaman insanı her şeyden daha kıymetli kılar. Toplumu ayakta tutan büyük nutuklar değil; küçük ama samimi davranışlardır.
“Umut etmek insanı ayakta tutar,” diyelim ve yazımızı Yahya Kemal Beyatlı’nın “İnsan âlemde hayal ettiği sürece yaşar.” sözüyle bitirelim.
Dostlar, umutlarınız hiç eksilmesin gönüllerinizden.
Formun Üstü