Ünlü doktor, genç hemşirenin hayatını kurtardı

Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nde görevli hemşire, Başak Türkeş 4 ay önce ani görme kaybı şikâyetiyle tam teşekküllü 6 hastane gezdi ve sonunda ADÜ 'de can buldu.

Gezdiği tam teşekkülü hastanede Kesin tanı konulamayan ve uygulanan ağır tedavi nedeniyle zor günler geçiren Türkeş’in hayatını Adnan Menderes Üniversitesinde görevli Ünlü kalp doktoru Doç.Dr Ufuk Eryılmaz ‘ince bir detay’ ile değiştirdi.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Başak Türkeş (25), 5 Ağustos’ta görevi başındayken aniden sol gözünde görme kaybı yaşadı. Durumu çalışma arkadaşlarına anlatan Türkeş, rapor alarak tedavi için 6 farklı hastaneye gitti. Ancak Türkeş’in hastalığına kesin tanı konulamadı. Görevinin başına dönen Türkeş yaklaşık 1 ay önce bir kez daha görme kaybı yaşadı. Bu sırada başka bir hastası için gece 23:00 gibi hastaneye gelen Doç. Dr. Ufuk Eryılmaz, ziyaret ettiği Türkeş’in kalp hastalığı olabileceğini düşünerek tedavi etmek istedi. 

“KONUYA DUYARSIZ KALAMAZDIM”
Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Ufuk Eryılmaz yaklaşık 1 ay önce başka bir hastası için hastaneye gittiğini bu sırada durumu öğrendiğini belirtti. Eryılmaz, “O gün hastamıza acil Anjiyo yapmak üzere hastaneye geldiğimde görevli bir hemşire durumdan bahsetti. O an 25 yaşındaki bir gencin neden göremediğini düşündüm. Sonra ziyaretine gittim. Sadece bir kalp doktoru olarak değil bir tıp doktoru olarak kızımızı dinledim. Hastalığını biraz tarif edince kalpten şüphelendim ve ertesi gün kontrole gelmesini söyledim” dedi.

“TÜM İMKANLARIMIZI SEFERBER ETTİK” 
Ertesi gün Türkeş’in yanına geldiğini ifade eden Eryılmaz, “Doktor arkadaşım Prof. Dr. Çağdaş Akgüllü var. Ona durumdan bahsettim. Kardiyolojinin imkânı neyse biz bunu sonuna kadar zorlayalım ve bu tanıyı koyalım dedim. Daha sonra cihazla baktığımızda, kalbin sağ ve sol kulakçıkları arasındaki “atriyal septum” denilen duvardaki “fossaovalis” bölgesinde doğumdan sonra kapanması gereken yapının kapanmadığını gördük. Bunun tam adına “patent foramen ovale (PFO)” diyoruz. Teşhisi koyduktan hemen sonra kızımıza tedavi önerilerimizi söyledik” diye konuştu.

“BU HASTALIKTA ERKEN TANI ÖNEMLİ”
Patent foramen ovale (PFO) hastalığında erken tanının önemine değinen Eryılmaz, “Annerahmindeki bebeklerin tamamında kalbin kulakçıkları arasında açıklık sağlayan tünel şeklinde bir yapı vardır. Anneden gelen oksijen içeriği yüksek kanın kalbin sağ kulakçığından sol kulakçığına oradan da bebeğin beynine ulaşmasını sağlayan veforamen ovale olarak adlandırdığımız bu açıklığın gebelik boyunca açık kalması bebeklerin sağlığı için oldukça önemlidir. Anne rahminde kalbin sağ kulakçığının basıncı soldan fazla olduğundan foramen ovale’den geçiş sağdan sola doğru olur. Doğumdan sonra bebeğin soluk alıp vermeye başlamasıyla sağ kulakçık basıncı sol kulakçık basıncından daha düşük hale gelir. Artan sol kulakçık basıncı açıklığınseptum primum denilen kısmını iterek kan geçişini engeller. İlerleyen haftalarda açıklığı oluşturan yapılar birbirine yapışır ve tam kapanma gerçekleşir. Çok az bir kesimde bu kapanma sınırlı olur. O lehim işi gerçekleşmez ve bütünüyle kapanmaz. Böylece tünelimsi yapı şeklini alır. Bu tünelin varlığı son yıllarda ortaya çıktı ki gelen kanı pıhtılaştırıp atabiliyor. Bu bazen sol kulakçık yani atardamar sistemine atar. Yani insanın bütün atardamarlarının gittiği yerler beyin, göz, kalp, böbrek ve bacak damarlarına atabilir. Burada önemli olan erken tanıdır” dedi.

“GENÇBİR KADININ SAĞLIĞINA KAVUŞMASINDA KATKIMIZ OLDUĞU İÇİN ÇOKMUTLUYUZ ”
PFO’nun Başak Türkeş’in gözüne attığına değinen Eryılmaz, “Nitekim kızımızın gözüne atmış. Kimse kalple ilişkilendiremediği için bu süreçte çok ağır göz tedavileri uygulanmış. Bizim KOAH hastalarımızda dahi kullandığımız yüksek dozlu günlük kortizon ilaç dozunun yaklaşık 210 katı tedavi dozu bu üç aylık süreçte peyderpey kullanılarak tedavi edilmeye çalışılmış. Sonuç olarak bizler bu tanıyı koyarak gencecik bir kadının sağlığına kavuşmasına vesile olduk” ifadelerini kullandı.

“HİÇ KİMSE KESİN BİR TANI KOYAMADI”
Nöbet sırasında aniden gelişen bir durum olduğuna değinen Türkeş, “İlk etapta çalışma arkadaşlarım dahi inanamadı. Çok zor bir durumdu. Düşünün ki 5 dakika gözlerinizi kapattığınızda belki huzur buluyorsunuz ama ben sanki sürekli o karanlığa mahkûm kalacakmışım korkusuyla yaşadım. İlk günden itibaren 4 aylık süreçte toplamda 6 farklı hastaneye gittik. Hiçbiri kesin tanı koyamadı. Sürekli acaba şu olabilir mi, böyle olur mu gibi karamsarlıklar vardı. Ağır dozajlı ilaçlar kullanıyordum ve bana iyi geliyorsa kullanabilirsin dediler. Hep ihtimaller üzerine tedavi edildim. Hiç olumlu yanıt alamadım” dedi.

“BİR DAHA GÖREMEYECEKSİN DEDİLER”
Tedavi sürecinde 3 özel ve 3 üniversite hastanesine gittiğini belirten Türkeş, “Bana direkt şunu söylediler. İskemi gelişmiş, bir daha göremeyeceksin. Bunu bu yaşta birine söyleyince hem korkuyor hem de hayattan vazgeçiyorsun. Neden ben diye sorguluyorsun. O anlarımda eşim bana çok büyük destek verdi” diye konuştu.

“UFUK HOCAMIZIN O BAKIŞI HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ”
Ufuk Eryılmaz ile o an karşılaşmasının hayatını kurtardığını ifade eden Türkeş, “Ufuk hocamız o gün kendi acil Anjiyo hastası için gelmişti. Tesadüfen beni duyduğunda es geçmeyip yanıma geldi. Sonra beni dinledi. Ertesi gün gel bakalım dedi. Gittik yanına, baktığında 10 milim açıklık olduğunu söyledi. Daha sonra Ankara’da bir yer önerdi. Oraya gittik. Detaylı bakıldığında 15 milim açıklık olduğunu söylediler. Hemen anjiyoya aldılar. Ama benim görmem düzelmedi. Çünkü 4 ayda iskemi gelişmişti. Ankara’daki hocamız Aydın’a döndüğünüzde Ufuk hocanıza çok teşekkür edin. Çok ince bir detay yakalamış. Çünkü o fark etmeseydi daha kötü bir senaryo olabilirdi dedi. Bu felç, inme veya kalp krizi olabilirdi. Ufuk hocama çok teşekkür ediyorum. Muhakkak hayatta bir mucize gerçekleşiyor. Kimse inancını kaybetmesin” dedi.